Reklam Alanı
Zaman: 24 Ekim 2014, 10:44

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Eğer sitemizi ilk kez ziyaret ediyorsanız, lütfen Kurallar ve Sıkça Sorulan Sorular sayfalarımızı okuyunuz. Forumlarımıza mesaj gönderebilmek için kayıt olmanız gerekmektedir. Forumlarımızdaki mesajları görüntülemek için forumlar sayfamızdan istediğiniz forumu seçip ziyaret edebilirsiniz.



Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 30 Nisan 2006, 23:26 
Fast Friend
Fast Friend
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 22 Ağustos 2005, 12:03
Mesajlar: 419
Yaş: 39
Yaşar Tunagür Hocaefendi vefat ettiResim

Çağın en büyük din alimlerinden Yaşar Tunagür Hocaefendi vefat etti.
*Fethullah Gülen Hocaefendi'nin kaleminden Yaşar Tunagür Hocaefendi

Yaşar Tunagür Hocaefendi yaklaşık 10 yıldır kalp ve koroner arter rahatsızlığı yaşıyordu. Yaşar Tunagür Hocaefendi'nin aynı zamanda şeker ve böbrek hastalıkları da vardı. Son zamanlarda kalp ve solunum rahatsızlıklarının artması üzerine Yaşar Tunagür Hocaefendi bir haftadır İstanbul Dragos Sema Hastanesinde tedavi görüyordu. Sema Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. İlyas Akdemir yaptığı açıklamada gece saat 02 sularında kalp ve solunum durması sebebiyle Yaşar Tunagür Hocaefendinin vefat ettiğini söyledi. Yaşar Tunagür Hocaefendi yarın İstanbul Fatih Camiinde öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından defnedilecek.

YAŞAR TUNAGÜR HOCAEFENDİ KİMDİR?

Yaşar Tunagür Hocaefendi 1924 doğumlu. Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun kabul edildiği yıl dünyaya gelen Yaşar Hocaefendi, 1924-1950 arası Arapça ezan okunması da yasak olduğu için 26 yaşına kadar camilerden Allah-ü Ekber nidası yükseldiğini duymamış. Dinî tedrisatın mümkün olmadığı yıllarda yetişen ve 26 yaşında müftülük imtihanını kazanacak kadar ilim sahibi olan Yaşar Tunagür Hocaefendi, vaizlik, müftülük ve Diyanet İşleri başkan yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur.

Din derslerinin müfredattan çıkarıldığı ilk yıllarda halk, çocuklarına temel dinî eğitimi evde vermeye devam eder. Böylelikle çocuklar okula belli bir kültürle başlamaktadır. Pek çok yaşıtı gibi Yaşar Hoca'nın da ilk öğretmeni babası olur. Tunagür'ün 4 yaşında başlayan Kur'an eğitimi, 7 yaşında hafızlığı bitene kadar sürer. O yıl okula başlar, birkaç ay sonra da babasını kaybeder. Lise yıllarına kadar iyi bir eğitim alan Yaşar Hoca, Kabataş Lisesi 2. sınıfa giderken hayatının akışını değiştirecek insanla, Süleymaniye dersiâmlarından Hüsrev Efendi ile tanışır. 1940'tan 1953'e kadar askerlik vesilesiyle uzak kaldığı 9 ay dışında aralıksız olarak hocasından medrese dersleri tahsil eder. 13 yıl boyunca neredeyse her gün, Beşiktaş'tan Fatih'te oturan Hüsrev Efendi'nin evine gider. Sokaklarda sıkı bir denetim olduğu için dersler sabahın ilk saatlerinde ve gizlilik içinde yapılmaktadır.

İlim erbabı yetiştiren bir okul ya da medrese olmadığı için hocasının büyük fedakarlıklarla talebe yetiştirmeye devam ettiğini anlatan Tunagür Hocaefendi, İslami ilimlerin yasaklamalara rağmen böyle insanlar sayesinde aralıksız aktarıldığını ifade ediyor. Hüsrev Efendi hakkında naklettiği bir hatırası bugün nasıl bir miras üzerinde oturduğumuzu açıkça ortaya koyuyor: "Her gün sabah namazından sonra hocamızın evinin bahçesindeki bir odada ders yapardık. Bir gün ders çıkışı bahçede büyük bir kazanda su ısıtıldığını gördük. Yan tarafta bir de tabut vardı. Ne olduğunu sorduğumuzda Hüsrev Efendi'nin yüzüne bir hüzün çöktü. 'Dün gece kerimeyi kaybettik.' dedi. Edebiyat fakültesinde okuyan kızı vefat eden hoca, ders aksamasın diye bunu bize söylememişti."

"Dinî tedrisat verilen okullar kapatılınca cenazeyi kaldıracak imam bulunamıyordu." tespitini abartılı bulsa da mihraba, minbere geçecek insan bulmakta sıkıntı yaşandığını kabul ediyor. Ona göre, 25 yıldan fazla süren bu dönemde açılan yaraların kapanması zor. Tıpkı hukuk ya da tıp alanında uzun yıllar hizmet alamayan bir milletin kayıplarının telafi edilemeyeceği gibi...

"Allah tekrar yaşatmasın"

Yaşar Tunagür Hocaefendi'nin hayatında, Türkiye'de dinin hayata tatbiki alanında meydana gelen sıkıntıların birçoğunu görmek mümkün. "Ben Cumhuriyetin ilânından sonra doğdum. Medreselerin, dinî tedrisatın yasak olduğu bir dönemde yetiştim ve 26 yaşında müftülük imtihanına girdim. Kimse, 'bütün medreseler kapalı, dinî tedrisat yok, nasıl liyakatli insan bulacağız' diye düşünmüyordu. Tefsir, hadis, kelam, fıkıh ve hitabetten imtihan ettiler ve en manidar olanı bunları nereden öğrendin diye sormadılar. Soramazlardı, çünkü bunları bilen insana ihtiyaç vardı." diyor.

Hüsrev Hoca'nın yanında okulda da devrin ileri gelen ilim adamlarından ders alan Tunagür'ün Kabataş Lisesi'ndeki hocaları arasında Nihat Sami Banarlı, Faruk Nafiz Camlıbel, Hıfzı Tevfik Gönensay, Cemalettin Öktem, Mahmut Cevdet Sezer gibi isimler var. Hocalarıyla dönemin sıkıntıları hakkında pek konuşmadıklarını söyleyen Tunagür, okuldayken ateist olduğunu düşündükleri bir hocanın tasavvuf ehli olduğunu ancak yıllar sonra öğrenir. Çünkü hocalar da pek çok insan gibi hayatlarını gizlilik içinde sürdürmektedir.

Fethullah Gülen Hocaefendi Yaşar Hoca’yı anlatıyor:

Tanıdığımda 37 yaşındaydı. Ben daha askere gitmemiştim. Siyah sakalı vardı. Yürüyüşü, oturuşu, kalkışıyla örnek, gayet onurlu bir din alimiydi. O, İstanbul’da neş’et etmiş bir beyefendiydi. Çevresinde mehabet ve saygı hasıl ediyordu. Çok cesur konuşurdu. Dediğini yapardı. Yaptığı şeyler de hep isabetliydi. Entelektüel bir yanı da vardı.

Onda ciddi bir Peygamber sevgisi görüyordum. Sahabiyi gözleri dolu dolu anlatırdı. O yaşta o heyecanı ve aşkını, aklı ve iradesiyle dengeleyebilen tanıdığım nadir insanlardan biriydi.

Yaşar Hoca’yla o kadar yakındık ki, ben onun için adeta ailenin bir ferdi gibiydim. Validesi vefat ettiğinde Yaşar Hoca’dan başka onu kabre indirecek kimse yoktu. Yaşar Hoca, etrafına şöyle bir baktı. Gözü bana ilişince, “Gel beraber indirelim” dedi. Annesi de çok muhtereme ve mübarek bir kadındı. Mezara Yaşar Hoca’ya beraber indirdik.

Sosyal yönü itibariyle açık bir insandı. Takva ve haya sahibiydi. Hizmet söz konusu olduğunda maksadını en iyi şekilde ifade ederdi. Hissiyatını akıl filtresinden geçirip hemen konuşma haline getirirdi. O yönüyle de çok ender insanlarda bulunan bir meziyeti haizdi.

Cenab-ı Hak onu büyük hayırlar vesile kıldı. Kestanepazarı’na gelmesi, orada ilk meş’aleyi yakması, ilk kibriti çakması ona ait bir şereftir. Size arka çıkması, dokundurmaması sebebiyle o kadar çok insanın duasına mazhar olmuştur ki, farzların dışında bir şey yapmasa bile aldığı dualar onu evc-i kemale yükseltebilir. [12:15:00]

30.04.2006

http://www.zaman.com.tr/?bl=sondakika&a ... &hn=280941

_________________
ACIDA OLSA DOGRUYU SÖYLEYİNİZ HZ.MUHAMMED (SAV)
لا إله إلا الله محمد رسول الله



Paylaş:
  
 
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 30 Nisan 2006, 23:35 
allah gani gani rahmet eylesin...


  
 
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 01 Mayıs 2006, 09:52 
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14 Nisan 2005, 13:18
Mesajlar: 2134
Yaş: 39
"Okuyabilirseniz her insan bir kitaptır." M. Ellery Channing'in sözünden yola çıkarken, Yaşar Tunagür Hoca'yı sizlere çok iyi anlatabileceğim iddiasından çok, onun hayatının sadece bir kitap değil çok enteresan bir kitap olduğunu vurgulamaktı amacım. Cumhuriyetle neredeyse yaşıt olan Diyanet İşleri Eski Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür Hocanın hikayesi, Türkiye'de dini eğitim, din ve vicdan hürriyetinin de gayri resmi tarihinin hikayesidir aslında.

Yaşar Tunagür Hoca, aslen Siirtli'dir. Siirt'in Hesras nahiyesi Zivzik Köyün'den olan dedesi Giyadini ailesinden Reşit Efendi'dir. Tunagür Hoca'nın bugün kendisini 'safkan İstanbullu' olarak görmesinin temelinde ise babası Ahmet Heyyül'ün Siirt'ten İstanbul'a gelip yerleşmesi yatmaktadır. Ahmet Bey, Sultan Abdülhamit döneminde sarayda ketebe hümayunda, yani kalem bölümünde vazife alır. Tunagür Hoca'nın iki dayısı da, Sultan Abdülhamit'in muhafız alayında görev yaptığından, Sultan'a karşı yapılan bombalı suikast hadisesinde hayatlarını kaybederler.

II. Abdülhamit tahttan indirilip göz hapsinde bulundurulmak üzere Selanik'e gönderilince Yaşar Tunagür Hoca'nın babası da 1918 tarihine kadar İstanbul'da kalır ve bilahare Siirt'te medreselerde talebelerle meşgul olur. 1923 yılında tekrar Beşiktaş'a geri döner. Ailenin bir daha İstanbul'a gelişi cumhuriyetin ilanıyla olacaktır: "Anlattıklarına göre annemle beraber yaya olarak ancak bir ayda İnebolu'ya geliyorlar. Oradan da artık gemi yahut takayla İstanbul'a ulaşıyorlar. Ben de 1924'te Beşiktaş'ta, Serencebey yokuşunun başında küçük bir konakta dünyaya geldim." Burası o zamanlar Osmanlı 'elit' tabakasının da oturduğu bir yerdir. O yıl, Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayanların sosyal hayatlarını etkileyecek bazı değişiklikler daha gerçekleşir: "1924'ten 1950'ye kadar bütün medreseler, tekkeler, zaviyeler, dergahlar, din tedrisatı veren bütün müesseseler kapalıydı?

Ortaköy Camii'nde 6 kişi ile Cuma

Babasından henüz dört yaşında iken Kur'an-ı Kerim öğrenmeye başlayan Yaşar Tunagür, iki senede Kur'an-ı hatmeder. Altı yaşını bitirmek üzere iken de bu değerli hocasını, yani babasını ebedi âleme uğurlar: İlkokula Beşiktaş'taki Esma Sultan İlkokulu'nda başlayan Tunagür, Akaretler'deki 46. İlkokul'dan mezun olur. Aile reisi vefat ettikten sonra konak da satıldığından Cihangir'e taşınırlar. Saadettin Kaynak'a komşu olmaları Tunagür'ün Cihangir'den hafızasında kalan fotoğraflardan bir tanesidir. Devrin en önemli okullarından Kabataş Lisesi'ne ise kayıt yaptırır. İlerleyen yıllarda Ticaret Bakanlığı da yapacak Kemal Cantürk, birkaç sınıf üstten Naim Talu gibi daha sonraki yıllarda tanınacak bir çok sınıf arkadaşı olur. Tunagür'ün Kabataş Lisesi'ndeki hocaları da alanlarında en meşhurlarıdır. Nihat Sami Banarlı, Faruk Nafiz Camlıbel, Hıfzı Tevfik Gönensay, daha sonra açılacak olan İmam Hatip Okulu'nun ilk müdürlüğünü yapacak Cemalettin Öktem, Hatemi Senih Sarp ve rahmetli Ali Ulvi Kurucu'nun şiirde 'hocam' diyeceği Mahmut Cevdet Sezer.

Yaşar Tunagür Hoca'nın hayatının özellikle 25 yaşlarına kadar olan dönemi Türkiye'de dinin, hayata tatbiki alanında yaşanan sorunların bir neticesinin de göstergesidir: "Dolmabahçe Camii, zaten deniz müzesi, kapalı idi. Kabataş Lisesi'nin 11. sınıfında iken, Ortaköy Camii'nde 5-6 kişi ile cuma namazı kıldığımız olurdu."

"Ne olduysam o mahzende oldum"

Fakat Tunagür Hoca'nın, bütün bunlara rağmen din âlimi olmak kaderinde vardır. Tunagür'ün, 1940'larda bir bayram günü ikindi namazını kılmak için yakınında bir yerlerde cami araması onun hayatını değiştirecektir. Bu şekilde tanışacağı bir kişi, onun, uzun seneler ders alacağı, dersiamdan Hüsrev Efendi'yle tanışmasına vesile olur. Yıl 1940'dır Bu arada lise son sınıfta okuldaki derslerinden biraz da hocalarla ihtilafı yüzünden sınıfta kalır. İhtilaf büyüyünce okul değiştirir. Ankara Atatürk Lisesi'ni dışarıdan bitirmek ise, Kabataş'taki disiplinli eğitimden sonra onun için çok kolay olur. Liseyi bitirince Ankara'daki Kadastro Heyet-i Fenniyesi'nde bir yandan öğrencilik yaparken bir yandan da aylık 90liraya yakın bir parayla çalışmaya başlar. İki yılın sonunda eğitimini bitirir bitirmez, 22. yedek subay olarak altı ay Ankara'da bulunur. Devamında İzmir Poligon'daki 633. Piyade Alayı'na iaşe zabitliği görevi ile askerliğine başlar: "Orada, üzerimde subay elbiseleri olduğu halde Kestanepazarı diye bir camiye ikindi namazını kılmaya geldim." Tunagür burada Hocaefendi Mehmet Salih Tanrıbuyruğu ile dersler yapar: "Biz Hacı Raif Cilasun ile ki -Kestanepazarı'nın, hareketin banisi, en büyük hizmeti olan adamdır- görüştük. Böylece Arapçaya başlattık talebeleri." Burada, akşamları bazı evlerde toplanıp sohbetler yapmaya da başlarlar. Fakat, Tunagür, 9 ay üzerine terhis olunca Kestanepazarı'ndakiler onu başka yere göndermek istemez. Ancak o Ankara'ya, eski işine döner ve tayinini İstanbul Sultanahmet'teki Kadastro Müdürlüğü'ne yaptırır, fen memuru olarak işe başlar. Eski yazıları güzel okuduğu için de kısa bir süre sonra Kadastro Komisyonu'na üye yapılır Tunagür. O tarihte Kadastro Genel Müdürü meşhur Türkçü Reha Oğuz Türkkan'ın babası Yusuf Ziya Türkkan'dır.

Yaşar Tunagür, bu arada Hüsrev Hoca'dan 1942 yılında başladığı tahsiline hem de çok yoğun bir şekilde devam etmektedir. Mesai dışındaki tüm vaktini Hüsrev Hoca'nın yanında geçirmektedir. Sarf, nahiv, mantık, usulü fıkıh, tefsir, hadis, kısacası din âlimi için gerekli her tür dersi almaktadır. Ancak yaptığı iş vaktini fazlaca alıp, onun dine eğitimine engel teşkil ettiğinden o da İstanbul Müftüsü Nasuhi Bilmen'in de yardımıyla iş değiştirir, Şeri Siciller Mahzeni Tetkik ve Tasdik Memurluğu'nda işe başlar. Görevi ihtiyaç halinde, fetihten bu yana var olan tapu kayıtları üzerinde araştırma yapmaktır: "1948'den 53 yılına kadar beş sene ben o mahzende ders okudum. Ben ne olduysam orada oldum."

Bu arada Yaşar Tunagür Hoca, 1949 yılına gelindiğinde evlenir, Ispartalı bir aileden Pakize Ustaoğlu Hanım'la birleştirir hayatını. 1950'de doğan ilk çocuğu Mehmet'ten sonra bir Ürdünlü ile evli Makbule, Ömer ve son olarak Osman adında dört çocuk sahibi olan Tunagür Hoca, 1953 yılına, Hüsrev Hoca vefat edene kadar ondan ders almaya devam eder.

Ezine'de Müftü oluyor

Bu arada, 1950'de çok partili düzende yeni seçimler yapılmış, CHP'den kopan küskünler kurdukları Demokrat Parti ile iktidara gelmiş, Tunagür Hoca'nın 'yer altı okulları' dediği, âlimlerin küçük çocuklara verdikleri din derslerine de biraz daha serbesti sağlanmıştır. Bu dönemin bir belirtisi olarak ezan aslına dönmüş, imam hatip okulları ile 1924'te açılıp 26'da kapatılan ilahiyat okulları yeniden hizmete başlamıştır. İşte böyle bir dönemde, 1953 yılında Yaşar Tunagür Hoca da müftülük imtihanını kazanır ve Ezine Müftülüğü'nde göreve başlar. İlk olarak Kuran kursu açar ve talebe yetiştirmeye başlar. Gittiği ve gideceği her yerde kendisinden istenilenin fazlasını yaptığından, halk tarafından da çok sevilir. Ezine'de bunlar olurken Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan bir yazı alır. Ankara'da seminere çağrılmaktadır. Yola çıkar, trende Kabataş Lisesi'nde sınıf arkadaşı Kemal Cantürk'le karşılaşır. O sırada Hazine Genel Müdür yardımcısı olan Cantürk, Irak'la imzalanan Bağdat Paktı çerçevesinde 30 talebenin karşılıklı olarak yer değiştireceğini, dolayısıyla kendisinin de başvuruda bulunmasını tavsiye eder Tunagür'e. Politikacı olan Servet Sezgin, Ezineli'lerle konuşarak, müftülük kadrosunun orada kalması şartıyla Arap dili ve edebiyatında eğitim almak üzere Tunagür Hoca'ya iki yıllığına 1956'da Bağdat'a gitme izni kopartır. Yaşar Tunagür Hoca'yı Bağdat'ta Ahmet Haşim'in Alüsi sülalesinden olan dayılarından Muhammet Fuat el Alüsi himayesine alır, medreselerinde yatırır. Tunagür Hoca burada Abdülkerim Kasım İhtilali'ne de tanık olacaktır.

Kaçak vaaz hattı

İhtilal sonrası hemen Türkiye'ye dönen Yaşar Tunagür Hoca, Ezine Müftülüğü'ne devam eder. Bu arada İstanbul'dan tanıdığı Hasan Basri Çantay da memleketi Balıkesir'de inzivaya çekilmiştir. Ve Tunagür Hoca'yı Balıkesir'de müftü olarak görmek istemektedir. Ezineli'ler onu bırakmak istemez, fakat Servet Bey yine devrededir. Böylece Tunagür Hoca için Balıkesir dönemi başlar. Vaazları her zaman ilgiyle karşılanmaya devam eder: “Dediler ki bu böyle olmaz. Camiler başta olmak üzere hastanenin mescidinden hapishaneye kadar 52 yere camiden hat çektiler. Cuma günleri vaaz ediyorum Balıkesir olduğu gibi beni dinliyor. Bir gün bazı camilerden şikayet geldi, 'Ses kesiliyor, teşkilat güzel değil' diye. Teknisyen gelip araştırdı ve baktılar ki, camiden camiye hat verirken o arada, vaazı evinde dinlemek için kablodan kaçak elektrik gibi hat çekmiş ahali. Neyse aradan bir seneye yakın zaman geçti, gür bir ses radyoda, Alparslan Türkeş'in sesi, memlekette ihtilal olmuş." Günlerden cumadır. Cuma namazı kılınacaktır ancak sokağa çıkmak yasaktır. Cuma namazına birkaç saat kala Tunagür Hoca, hergünkinden çok daha güzel giyinerek sokağa çıkar: “Görevliler düşünüyor ki, 'Sokağa çıkmak yasak ama bu kadar iyi giyimli birisidir. Yoksa deli değil ya." Müezzini de müftülüğe çağırtıp ezanı okuyunca, sokağa çıkma yasağına rağmen tüm Balıkesir'liler camiyi doldurur.

'Hanımlar camiye'

Aradan birkaç ay geçtikten sonra Tunagür Hoca aniden Edirne'ye tayin edilir: "Sonra ben Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olduğumda dosyama baktım, Halk Partililer, Türkeş'e hitaben yazdıkları yazılarda 'Suç teşkil etmeyecek şekilde politika yapıyor' demişler." Tunagür Hoca, gittiği her yerde neredeyse sıfırdan organize eder müftülükleri. Burada da öyle olur. İlk iş olarak imsakiye bastırır ve elde edilen sekiz bin lira ile müftülüğe masa-sandalye alır. Edirne'deki Eski Cami'de vaaza başlar. Cemaat en fazla 4 veya 5 saftır. Fetih bölgesi olduğu için elinde kılıçla çıkar hutbeye. Ardından Selimiye Camii'nde vaazlarına devam eder: “Cuma günleri koskoca Selimiye Camii ya 10 ya 15, fazla değil, namaz kılıyor. Dedim ki, hanımlar da gelebilir vaaza. Bir hanım cemaat geldi ki korkunç. Sonra korktum camiye hep hanımlar gelecek diye. Bir-iki-üç ay geçti baktık ki cami yavaş yavaş doluyor, bu müthiş bir devrim bugünkü tabirle, hanımlara dedim ki 'Siz artık yukarıda namaz kılın', sonra artık gelmeseniz de olur gibi. Daha sonra hanımlara ayrı bir vaaz yaptık. Cemaat öyle arttı ki, İstanbul'dan ve civar yerlerden 30-40 otobüs geliyor Cuma günleri. Belediye başkanı 'Biz buraya Pazar yapalım' dedi. Dedim ne yaparsan yap. Bu arada müftülüğe ilk gittiğimde hoşgeldine geliyor hocalar. Orada baktım bir genç, çok nurani bir hali var, sordum, 'Üçşerefeli Cami ikinci imamı Fethullah Gülen' dediler. Bir gün gideyim dinleyeyim dedim. Ve bir vakit namazında camiye gittim. Baktım özel bir cemaati var hocanın, Namaz kıldırıyor, kıldırdıktan sonra bir aşr-i şerif okuyor ve okuduğunu da tercüme ediyor. Bu gençte çok cevher var dedim. Başka bir gözle bakmaya başladık hocaya. Sonra birkaç üniversiteli gençle tanıştık, siz ne okuyorsunuz diye sordum onlara. Arapça metinler söylediler. Siz nasıl okuyorsunuz falan derken 'Biz Üçşerefeli Cami'deki hocayla ders yapıyoruz' dediler. Kendi kendime, bu gençte daha başka iş var dedim."

Hoca, Ya Sen Sosyalistsin Ya da Biz Müslüman

Tunagür Hoca'nın Müftü olduğu Edirne'de Fethullah Gülen, henüz genç bir hocadır. Camide yaptıkları, talebelerine verdiği dersler Müftü Yaşar Tunagür'ün de dikkatinden kaçmaz. Sözü yine Tunagür Hoca'ya bırakalım: "Fethullah Hoca, Üçşerefeli Cami'de vaazı yapıyor, hutbeyi birinci imam yaptığı için koşa koşa Selimiye'ye, benim hutbemi dinlemeye geliyor. Ben bunun farkına sonra vardım. 'Sen nasıl koşarsın, epey mesafe var arada. Böyle bir hocanın orada hutbe okuması lazım' diyerekten Üçşerefeli Cami'nin eşraftan bir kişi olan birinci imamını Diyanet'e yazı yazdım ve emekli yaptım. O emekliye ayrılınca Fethullah Efendi oraya baş imam oldu. Baş imam olunca vaaz da ediyor, hutbeyi de okuyor tabii. Ve tabii bundan sonra hoca ile baba oğul gibi idik, artık ne dersen de.

Kestanepazarı'nda yetişenler

Edirne'de çok güzel üç sene geçirdik. Benim annem vefat etti; Hocaefendi'ye gel demişim, sanki annemin oğlu imiş gibi, o kadar yakın yani. Annemi beraber toprağa koyduk. Sonra onun annesi vefat edince biz buradan gittik İzmir'e. Çok kalabalıktı. Hacı Kemal 'Gel' dedi 'Burada lokma yeriz.' Biz Hacı Kemal'le lokma yemek için aşağıda kalırken, Hocaefendi beni aramış annesini gömmek için. O anlatıyor bana bunları, 'Sizin annenizi beraber gömmüştük. Benim annemi de beraber gömelim diye sizi çok aradım. Siz aşağıda imişsiniz' dedi. O sürede Hocaefendi'yi oradan askere gönderdik. Askere gidişi bir merasimle oldu. Bütün arkadaşlar, cemaatin ileri gelenleri, hocanın sevenleri filan Karaağaç Tren İstasyonu'na kadar gittik ve Hocaefendi'yi İskenderun'a uğurladık. Hocaefendi, İskenderun'da asker hoca olarak meşhur oldu. İlk şöhreti orada oldu."

Yaşar Tunagür Hoca, Edirne'de müftülüğe devam ederken bir telefon alır. Arayan İzmir Kestanepazarı Derneği Başkanı Ali Rıza Gürel'dir: "Hocam, Kestanepazarı'nın başına birini arıyoruz, seni münasip gördük, müftülüğü bırak senin tayinini çıkartalım, İzmir'e gel' dedi. Ben de 'Yapın, gelirim' dedim. Ve İzmir'e gittim, Kestanepazarı Derneği'nin Müdürü oldum. 300–400 talebe var. Bu talebeler içinde şimdi hayatta olanlar, Abdullah Aymaz, İsmail Büyükçelebi, İlahiyat Fakültesi eski Dekanı İbrahim Kafi, İlhan İşbilen, ki o zaman derneğin berberi idi. Seyyar berberlik yaparken iktisatta da öğrenci idi. Hocaefendi'nin söylediğine göre 40'ın üzerinde profesör ve doçent yetişti o dönemden."

Yaşar Tunagür artık Kestanepazarı'ndadır. Fethullah Gülen Hoca da bu arada terhis olmuş, vaizliğe devam etmektedir: "Ben de aniden bir telgraf aldım. Sene 1965. Adalet Partisi iktidar oldu, acele bir Diyanet Reisi arıyorlar. Gittim. Dosyama baktılar ki benim Diyanet İşleri Başkanı olacak ehliyetim yok. İlahiyat fakültesi mezunu değilim. Ben 41'de mezun oldum, ilahiyat fakültesi 1950'de açıldı." Bunun üzerine Tunagür Hoca'yı tam yetkiyle Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı yapmaya karar verirler. Ancak bir sorun vardır. Bu sefer de İzmirliler onu Ankara'ya göndermek istememektedir: "Bir şartla bırakırız Hocam. Senin gibi birisini bulacaksan git dediler. Ben de söz verdim, memnun kalacağınız birisini getireceğim dedim."

Derken Tunagür Hoca, Ankara'da göreve başlar. Kestanepazarı'ndakilere verdiği söz doğrultusunda hemen Fethullah Gülen Hocaefendi'yi arar. Fakat 10–12 kadar hocaefendi ile birlikte Fethullah Gülen Hocaefendi'nin de tayini mümkün gözükmez o sırada. Fakat bir süre sonra tayin mümkün olunca Fethullah Gülen Hoca, ilk iş olarak İzmir Merkez Vaizliğine ve Kestanepazarı Derneği'ne Müdür tayin edilir.

Yaşar Tunagür Hoca devam ediyor: "İzmir'e gittiğimizde Fethullah Gülen Hoca'yı Kestanepazarı'nda eşraftan Hacı Kemal Bey'le tanıştırdım. Ara sıra bir teftişe gidiyorum, ne var ne yok diye? Baktım ki İzmirliler çok memnun. 'Hocam öyle birisini gönderdin ki sana duacıyız' diyorlar.


Aradan iki sene geçti, hoca vaazlara devam ediyor. Vaazlar banta alınıyor. Tuzcu Cahit var, bantları çoğaltıyor. Hocanın İzmir'de büyük himmeti ve hizmetleri oldu. Onu artık kendisinden dinleyeceksiniz. Fakat vaazlar bilinen bazılarını rahatsız etti. Bunun üzerine dernektekiler de 'Sana sormadan bir şey yapamayız' diyorlar ama Hoca'nın Kestanepazarı'ndan gitmesini de istiyorlar. Ben de Derneğin Başkanı Ali Rıza Bey'e 'Herşeyi bir tarafa bırakın, hocaya dokunamazsınız. Eğer hocanın işine son verirseniz cami başınıza yıkılır' dedim. Bu hadiseden 4–5 ay sonra Hocaefendi kendi isteği ile istifa etti. Ve vaazlara Bornova'da devam etti. O bantların çoğaltılması daha çok Bornova'daki vaazlardan sonra oldu. Daha sonra Hocaefendi Kestanepazarı'ndan ayrılınca Yamanlar'ın kurulmasına önayak oldu."

Fethullah Gülen Hocaefendi Kestanepazarı'ndan kendi isteğiyle ayrıldıktan üç ay sonra Yaşar Tunagür Hoca yine Kestanepazarı'na gider. Camiye girmek ister, ancak cami kapatılmıştır: "Caminin kubbesi dört yerinden çatladı. Niye bilmiyoruz."

Özal ve Demirel'le ev sohbetleri...

Tunagür Hoca Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olduğu için yeni ikamet yeri de Ankara'dır. Ancak o orada da hizmetlerine devam eder. Arkadaşlarını toplar, ev dersleri yapmaya başlar. Arkadaşları arasında bakın kimler vardır: "Turgut Özal, Korkut Özal, Mehmet Palamutoğlu, Mehmet Bilge, Ali Demirel ve daha bir çok arkadaş var, biz derslere başladık, her hafta ders okutuyorum ben." Gelenlerin çoğunun daha sonra Türk siyasetinde kendinden söz ettirecek isimler olduğu dikkatinizi çekmiştir. Tunagür Hoca, Rafet Çayköylü'nün evindeki sohbette okul işini onlara da açar. Fakat işler ağır ilerler ki, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in kardeşi Ali Demirel, Hoca'yı ziyaret eder ve...: "O da hep mektep açmaktan bahsediyor. 'Ankara'da bir mektep açalım' diyor. Bir gün bana 'Senin bu arkadaşlarınla bu iş yavaş gidiyor. Ben Yükseliş Koleji diye bir kolejin yarı hissesini satın aldım' dedi." Hacı Ali Demirel daha sonra kalan yüzde 50 hisseyi de devralır. Daha sonra yeni binanın temeli de yine Yaşar Hoca tarafından atılacaktır: "Merasimsiz bir şekilde temelini de ben attım, açılışını da ben yaptım. Ardından 2–3 bin kişilik bir kolej oldu o okul." Kolejin altında yapılan mescitte de Tunagür Hoca 5 seneye yakın hutbe okuyup cuma namazı kıldıracaktır.

Avcıoğlu ve Soysal'la Mamak Cezaevi'nde

Ve yıl 1971, 12 Mart. Daha önce iki darbe gören Tunagür Hoca, bir de muhtıraya tanık olur. Ama tanık olmakla kalmaz, bizzat Mamak Askeri Cezaevi'nde yatar da. Cezaevinde arkadaşları arasında da 9 Martçılar'ın başında yer alan Doğan Avcıoğlu, Ali Sirmen, Mümtaz Soysal, Harun Karadeniz gibi solun aktif isimleri vardır: "İçeride sohbet ediyoruz, onlar kendi adamlarıyla ben de 11 kişilik cemaatimle sohbet ediyorum. Bunlar üniversite talebeleri. Onlar da arasıra bizi dinlemeye geliyor."

MİT Müsteşarı'nın başını yiyen sahte rapor

Kimler geliyor mesela?

"Hepsi kulak kabartıyor. Doğan Avcıoğlu bir gün bana dedi ki "Hoca hoca, bu anlattıkların doğru ise ya sen komünistsin, ya biz Müslümanız."

Yaşar Hoca'nın cezaevine girmesinin sebebi ise skandal boyutunda bir hadisedir. Zaten olayın sonunda MİT Müsteşarı Fuat Doğu Paşa, Madrit'e büyükelçi olarak gönderilecektir. Olayın sebebi ise, Yaşar Tunagür Hoca'nın Ürdün'de yaptığı, aslında yapmadığı ama MİT'te var olduğu söylenen ve fotokopilerden müteşekkil 67 sayfalık bir dosyadan mevcut bir konuşma metnidir. İddiaya göre Tunagür Hoca, Ürdün'de bir meydanda şeriat lehine bir konuşma yapmış ve bu konuşmasında halife olmaktan bahsetmiş: "İthamlar karşısında, dünyanın bir çok ülkesine gittiğimi ama damadım Ürdünlü olmasına rağmen hayatımda bu ülkeye hiç gitmediğimi söyledim. Bunun üzerine savcı örfi idare kumandanlığına bir yazı yazarak dosyanın aslını istedi." Örfi İdare de bunu I. Erim Hükümetinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan Sadi Koçaş'a iletir. O da soluğu derhal Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın karşısında alır. Sunay, dosyanın aslının MİT'ten istenmesine karar verir ve dosyayı ilk kendisi görmek ister. İşte MİT'ten gelen cevap: "Yaşar Tunagür hakkında MİT tarafından tanzim edilmiş bir dosya yoktur." Olay, Sadi Koçaş'ın anılarında aynen böyle anlatılmaktadır. Dosyanın devleti meşgul etmesinin ve daha önemlisi bir kişinin özgürlüğünü kısıtlayacak biçimde ortaya nasıl atıldığının sebebi ise çözülemez. Sonuçta MİT Müsteşarı Madrit'e büyükelçi olur, Tunagür Hoca da altı ay kaldığı cezaevinden 14 kilo vermiş bir halde tahliye edilir: "Mümtaz Soysal geldi, 'Hocam' dedi 'Senden müjdemi isterim.' Ne müjdesi? 'Tahliye kararın geldi." Tunagür Hoca, emekliliğini de istediğinden artık eski işine de geri dönemez: "Buraya kadar gelmiş bir insan ne yapar? Tutup köy imamlığı yapamam, esnaflık yapamam. Derken merhum Turgut Özal'la beraber Silm Ticaret Şirketi'ni kurduk. Birlikte pek çok iş yaptık."

Turgut Özal iş ortağı

Ortaklıkları 1971'den 76 yılına kadar devam eder. Daha sonra Tunagür Hoca, şirketin yüzde 100'ünü devralır. 12 Eylül olmadan bir süre önce de işler istenilen şekilde gitmez. Artık emekli olan Tunagür Hoca'nın daha çok çocuklarının ilgilendiği işler de alan değiştirerek devam eder.

Yaşar Tunagür Hoca her yönüyle dolu dolu bir kişi. Onu anlatmaya bu sayfalar yetmez. 'Yazmam' demediği anıları belki onu anlamamıza daha yardımcı olur. Merakla beklediğim anıları arasında ben onunla, onu hüzünlendirdiği kadar şaşkına da çeviren 'Yasak Devir İstanbul'una (bu tabir ona ait) bir seyahate çıkmak isterdim. Çünkü o Necip Fazıl'ın ilk sözünde farkettiği, kendisinin de dile getirdiği kadar 'safkan İstanbullu.' İnşaallah başka sefere.

Not: Hatıralar Aksiyon Dergisi'nin 387-388. sayılarında Cemal Kalyoncu imzasıyla yayınlanan yazılardan iktibas edildi.

_________________
Biri Ecdadima Küfrettimi boğarim.
Boğamasamda yanımdan kovarım..
Yumuşak başlıysam kim dedi uysal koyunum..
Kesilir ama çekmeye gelmez boynum..
Mehmed Akif Ersoy


  
 
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 01 Mayıs 2006, 10:03 
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14 Nisan 2005, 13:18
Mesajlar: 2134
Yaş: 39
Resim
Yaşar Tunagür Hoca nın Cenazesi Bugün Öğle Namazını Müteakip Fatih Camii nden Kaldırılacaktır.

Yaşar Tunagür ün Hayatı

_________________
Biri Ecdadima Küfrettimi boğarim.
Boğamasamda yanımdan kovarım..
Yumuşak başlıysam kim dedi uysal koyunum..
Kesilir ama çekmeye gelmez boynum..
Mehmed Akif Ersoy


  
 
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 01 Mayıs 2006, 14:07 
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14 Nisan 2005, 13:18
Mesajlar: 2134
Yaş: 39
Resim Fatih Camii’nde Merhum Yaşar Tunagür Hocaefendi'yi uğurlamak için mahşeri bir kalabalık var.
Fatih Camii türkiye'nin dört bir yanından gelen kalabalıklar tarafından dolduruldu.cami avlusu ve sokaklarlar Tunagür Hocaefendinin sevenleriyle doldu taştı. Cenaze Namazını Prof Dr.Hayrettin karaman tarafından kıldırıldı
namazın ardından Merhum Hocaefendi Topkapı Mezarlığı’nda Turgut Özal’ın da mezarının bulunduğu anıtmezarın arkasındaki bölümde toprağa verilecek.

_________________
Biri Ecdadima Küfrettimi boğarim.
Boğamasamda yanımdan kovarım..
Yumuşak başlıysam kim dedi uysal koyunum..
Kesilir ama çekmeye gelmez boynum..
Mehmed Akif Ersoy


  
 
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 01 Mayıs 2006, 14:11 
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14 Nisan 2005, 13:18
Mesajlar: 2134
Yaş: 39
Resim Yaşar Tunagür Hocaefendi çağın en büyük din alimlerinden biriydi. Örnek hayat hikayesi, onu milyonların kalbine nakış gibi işledi. İşte neredeyse Cumhuriyetle yaşıt bir din aliminin yaşadığı hayattan kesitler...


Bazı hayatlar sadece yakınlarını etkilemekle kalmaz. Böyle bir hayat yaşayanlar sadece yakınları değil bütün bir toplum tarafından unutulmaz. İşte Yaşar Tunagür hocaefendi böyle biriydi. Aslen Siirtli olan Tunagür hocaefendinin babası Ahmet Bey, Sultan Abdülhamit döneminde sarayda kalem bölümünde vazife yapmıştı. Sultan Abdülhamit'in muhafız alayındaki iki dayısı da, Sultan'a karşı yapılan bombalı suikastte hayatlarını kaybetmişti. Yaşar Tunagür Cumhuriyetin ilanından bir yıl sonra, 1924 yılında Beşiktaş'ta dünyaya geldi. Babasından henüz dört yaşında iken Kur'an-ı Kerim öğrenmeye başladı Yaşar Tunagür. İki senede Kur'an-ı hatmetti. Altı yaşlarında iken değerli hocasını yani babasını kaybeden Yaşar Tunagür devrin en önemli okullarında tahsil gördü. Nihat Sami Banarlı, Faruk Nafiz Camlıbel, Hıfzı Tevfik Gönensay gibi isimlerden ders aldı.

Ortaköy camiinde 5-6 kişiyle cuma namazı kılınan günlerdi Tunagür hocaefendinin gençlik günleri. Hocaefendinin hayatı, bir bayram ikindisi namaz kılacak bir cami ararken değişti. Namaz için onu kendi evine davet eden bir kişi onun uzun seneler ders alacağı, Hüsrev Efendi'yle de tanışmasına vesile oldu.

Askerlik vazifesini yapmak için İzmir'e gittiğinde ise Kestanepazarı ile tanıştı. Burada Mehmet Salih Tanrıbuyruğu ile birlikte çocuklara ders vermeye başladı. Ancak askerliği 9 ayda bitince onu çok seven Kestanepazarı halkının kalması yönündeki ısrarlarına rağmen önce Ankara'ya ardından da İstanbul'a dönmek zorunda kaldı. İstanbul'da bir yandan Hüsrev Hoca'dan sarf, nahiv, mantık, fıkıh, tefsir, hadis dersleri aldı, bir yandan da bu yoğun ilim mesaisine uygun bir iş olan Şer-i Siciller Mahzeni Tetkik ve Tasdik Memurluğu'nda vazifeye başladı. Tunagür hocafendi daha sonra bu yılları '5 yıl o mahzende ders okudum. Ben ne olduysam orada oldum' diye anlattı.

Yaşar Tunagür Hocaefendi 1953 yılında Ezine Müftülüğü'nde göreve başladı. Gittiği ve gideceği her yerde kendisinden istenilenin fazlasını yaptığından, halk tarafından da çok sevildi. Daha sonra Tunagür hocaefendinin Balıkesir'de yıllar yılı anlatılacak vazife günleri başladı. Hocaefendinin vaazlarına ilgi o kadar büyüktü ki camilere sığmayan cemaat için hastane mescidinden hapishaneye kadar 52 yere ses hattı çekildi. Binlerce Balıkesirli Tunagür hocaefendiyi dinledi. Bir Cuma gününe denk gelen ihtilalde sokağa çıkma yasağına rağmen her günkünden daha güzel giyinerek camiye gitti ve cuma namazı kıldırdı. Halkı itidal ve sükuna çağıran vaazının ardından iki gün sonra bu kez görevli kurmay albayın ricası üzerine kürsüye çıkarak halka konuştu. Balıkesirliler bu büyük alimin söyleyeceklerini dinlemek için camiyi doldurdu.

Yaşar Tunagür hocaefendinin tüm vaazları böyleydi aslında. Edirne'ye tayin edilen hocaefendi buradaki ilk günlerine de 10 -15 kişilik bir cemaatle başlamış daha sonra iman dolu bir kalbin anlattıklarıyla Selimiye camii dolup taşmıştı. Buradaki vazifesi sırasında tanıştığı Fethullah Gülen ile ise daha sonra kendi ifadesi ile baba oğul gibi olmuşlardı.

Tunagür Hoca Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olduğunda bu kez hizmet yeri Ankara'ydı. Arkadaşları arasında ise Turgut Özal, Korkut Özal ve Ali Demirel'e kadar pek çok önemli isim vardı. Tunagür Hocaefendi daha sonra Ali Demirel'in kendi teşvikiyle aldığı Yükseliş Kolejinin açılışını yaptı ve alt katındaki camide tam 5 sene hutbe okuyup cuma namazı kıldırdı.

12 Mart muhtırasının ardından bir iftira sonucu cezaevine giren Hocaefendi ilim derslerine burada da ara vermedi. Bu güzel sohbet ortamları farklı düşüncelerden insanları bile bir mıknatıs gibi çekti ve Doğan Avcıoğlu bir gün hocafendiye "Hoca, bu anlattıkların doğru ise ya sen komünistsin, ya biz Müslümanız." dedi. Tunagür Hocaefendi bir iftira sonucu altı ay kaldığı cezaevinden 14 kilo vermiş bir halde tahliye edildi. Yaşar Tunagür hocaefendi hep ilim aşığı bir büyük alim olarak anıldı.

_________________
Biri Ecdadima Küfrettimi boğarim.
Boğamasamda yanımdan kovarım..
Yumuşak başlıysam kim dedi uysal koyunum..
Kesilir ama çekmeye gelmez boynum..
Mehmed Akif Ersoy


  
 
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 01 Mayıs 2006, 14:23 
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14 Nisan 2005, 13:18
Mesajlar: 2134
Yaş: 39
Yaşar Tunagör ün ardından

_________________
Biri Ecdadima Küfrettimi boğarim.
Boğamasamda yanımdan kovarım..
Yumuşak başlıysam kim dedi uysal koyunum..
Kesilir ama çekmeye gelmez boynum..
Mehmed Akif Ersoy


  
 
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 05 Mayıs 2006, 15:15 
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 14 Nisan 2005, 13:18
Mesajlar: 2134
Yaş: 39
Ömrünü hizmete adayan Tunagür'ü on binler uğurladı

Fatih Camii tarihî günlerinden birini yaşadı. 82 senelik ömrü dine hizmetle geçen Diyanet İşleri eski Başkan yardımcılarından Yaşar Tunagür'ü sevenleri son yolcu-luğunda da yalnız bırakmadı.

İlim ve gönül insanı Yaşar Tunagür Hocaefendi dua ve gözyaşlarıyla son yolculuğuna uğurlandı. Tunagür Hocaefendi’nin naaşı Fatih Camii’nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazından sonra Turgut Özal ve Adnan Menderes’in de kabirlerinin bulunduğu Topkapı Mezarlığı’na defnedildi. Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın kıldırdığı cenaze namazına siyasetçiden işadamına, akademisyenden esnafa kadar toplumun her kesiminden on binlerce kişi katıldı. Törene katılan ve Tunagür Hocaefendi’yi tanıyan herkes onun hayatı boyunca İslam için çalıştığını ve bu yolda son nefesini verdiğini söyledi.

Prof. Dr. Hayrettin Karaman, cenaze namazı sonrası yaptığı konuşmada, Tunagör Hocaefendi’yle vefatından iki gün önce görüştüğünü belirterek, “Onun kalbinin son nefesinde de Allah, Peygamber aşkı ve İslamiyet için attığına şahidim.” dedi. Hocaefendinin İslam’ın en sıkıntılı dönemlerinde yaşamış, fetret dönemlerini görmüş her zorluğa katlanmış ‘zahid’ bir insan olduğunu ifade eden Karaman, cenaze namazına katılanları göstererek, “Bundan daha mutlu, mübarek bir Allah’a dönüş tasavvur edilebilmiş midir? Biz her şeyimizle Allah’a aitiz ve O’na döneceğiz.” diye konuştu.

82 yaşında önceki gün Hakk’a yürüyen Tunagür Hocaefendi, ömrünü iman ve Kur’an hizmetine adamıştı. Talebeleri ve yakınları, onun son vasiyetinin herkesin iman ve Kur’an hizmetinde işini layıkıyla yapması olduğunu dile getirdi. Mehmet Ali Şengül, Tunagür Hocaefendi’nin kendinden çok milletini ve insanlığı dert edinmiş gönül insanı olduğunu belirtti. Şengül, “Biz talebe idik. O bizim başımızda ağabeyimiz ve aynı zamanda hocamızdı. Kestanepazarı’nda ilk defa iman ve Kur’an hizmetinin altyapısını oluşturan, camide cemaatine, sınıfta talebesine hep Allah Rasulü’nü ve sahabe sevgisini gönüllere yerleştirme adına fedakârlıkta bulunan bir büyüğümüzdü.” dedi. Şengül, Tunagür Hocaefendi’nin son vasiyetini şöyle açıkladı: “İki gün önce hastanede iki saate yakın konuştuk. İlk günlerle bu günleri mukayese ederek Allah’a hamdetti, duygulandı ve ağladı. Günün hadiseleri karşısında ister istemez üzüntülerden bahsedilince ‘Evladım, biz kendi işimize bakalım. Kötülük yapmak isteyenler bilmedikleri için yapıyor. Bilseler belki böyle yapmayacaklar. Onun için biz hep tatlı dil, güleryüz ve hoşgörü ile bu millete yeniden tarihî dinamiklerini, maddi ve manevi değerlerini kazandırmaya çalışalım.’ diyerek bunun son vasiyeti olduğunu söyledi.” İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, Tunagür Hocaefendi’nin, din adamları için model alınacak bir kişi olduğuna dikkat çekti. Çağrıcı, Hocaefendi’nin Diyanet camiasında bir ömür hizmet etmiş, aynı zamanda alim bir insan olduğunu vurguladı.

‘Ölüme neşe içinde hazırlandı’

Tunagür Hocaefendi’nin oğlu Ömer Tunagür, babasının ölmeden önce neşe içerisinde hazırlık yaptığını söyledi. Ömer Tunagür, babasının son anını şöyle anlattı: “Vefat etmeden birkaç saat önce çok neşeliydi. Sakallarını tıraş etti ve düzeltti. Sanki yolculuğa hazırlık yapıyordu. Biz dışarı çıkmak için hazırlık yaptığını düşündük. Demek başka bir yolculuğa hazırlanıyormuş.” Ömer Tunagür, Fatih Camii avlusunu dolduran mahşeri kalabalığı gördüğünü ifade ederek, “O bu tür kalabalıklar içerisinde çok Yaşar hocaların yetişeceğine inanıyordu.” diye konuştu. Her kesimden binlerce seveninin katıldığı cenaze namazı sonrası Hocaefendi’nin naaşı salavat ve dualarla Topkapı Mezarlığı’na getirildi. Yoğun katılımdan dolayı Fatih Camii ve çevresinde trafik kilitlendi. Cenaze namazına katılan on binlerce kişi mezarlığa kadar yürüdü. Cenaze Kur’an-ı Kerim ve dualar eşliğinde defnedildi.

Cenaze namazına her kesimden katılım oldu

Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Korkut Özal, eski Kültür bakanı İsmail Kahraman, DYP Genel Başkan Yardımcısı Celal Adan, Maltepe Belediye Başkanı Fikri Köse, Tuzla Belediye Başkanı Mehmet Demirci, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdür Yardımcısı Mehmet Kamış, Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü Bülent Korucu, Samanyolu Tv Genel Müdürü Hidayet Karaca, gazeteci Fehmi Koru, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Gülerce, Suudi Arabistan İstanbul Konsolos Yardımcısı Abdurrahman Dahhas, İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı.

_________________
Biri Ecdadima Küfrettimi boğarim.
Boğamasamda yanımdan kovarım..
Yumuşak başlıysam kim dedi uysal koyunum..
Kesilir ama çekmeye gelmez boynum..
Mehmed Akif Ersoy


  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 


Benzer başlıklar
 Başlıklar   Yazar   Cevaplar   Görüntüleme   Son mesaj 
Bu başlıkta daha yeni okunmayan mesaj yok. Nimetullah hocaefendi '' Size Peygamberimizden selam var ''

Sonsuz_Nur

0

2781

06 Eylül 2006, 00:08

Sonsuz_Nur Son mesajı görüntüle

Bu başlıkta daha yeni okunmayan mesaj yok. Bayramı Kim HAK etti ?Kimin Hakkıdır ?

Sonsuz_Nur

1

1026

02 Ekim 2007, 18:22

Glfm Son mesajı görüntüle

 


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz


© 2003, 2014 Türkiye Forum | Kullanım Koşulları | Gizlilik İlkeleri | Geçerli XHTML | CSS | Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye
phpBB SEO

Reklam Alanı

Sitemize kayıt olan bazı kullanıcılar forumlarımıza mesaj/başlık/konu/içerik gönderme veya yazma yetkisine sahip olurlar.Bu nedenle bu kayıtlı kullanıcılar sitemiz üzerine ya da forumlarımıza direkt olarak (önceden onaysız) mesaj gönderebilmektedirler. turkiyeforum.com yöneticileri ve yardımcıları bu kullanıcılar tarafından yayınlanabilecek her türlü uygunsuz, etik kurallara aykırı, site kurallarımıza aykırı, telif haklarının ihlalini içeren, yasa dışı v.b. içerikleri/mesajları/ögeleri tespit eder etmez derhal ilgili konuyu/mesajı/başlığı/yazıyı site üzerinden sileceklerdir/yayından kaldıracaklardır ve gerekirse kullanıcının IP adresini tespit edip ilgili kullanıcıyı siteden uzaklaştıracaklardır. Yine de her türlü duruma karşı tarafımızdan tespit edilemeyen, gözümüzden kaçan, takip edilemeyen bu tarz ilgili kurallara ya da yasalara aykırı unsurlar bulursanız İletişim formunu ya da admin @ turkiyeforum.com e-posta adresini kullanarak bize bildirebilirsiniz.