|
Aşk/Sevgi forumunda Üzerimde Yüreğinin Kanı Var konu başlığının kısa özeti; “Açamazsın yırtılan son yelkenleri de ve bir boran gibi düşersin toprağa, onurlu ama cansız
ya da bir martı gibi vurursun kumsala, belki umutlu ama çaresiz.”
Kutsal tapınağın kalın...
|
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)
|
Bu başlığı gezen kullanıcılar:0 Kayıtlı, 0 Gizli, 0 Misafir ve 0 Bot Kayıtlı Kullanıcılar: Yok
|
| Yazar |
Mesaj |
DiLeMmA
Best of TurkiyeForum


Kayıt: 01 Şubat 2005
Mesajlar: 2936
Tema: Parthenos (31669)
Yaş: 22


Puan: 3753
|
“Açamazsın yırtılan son yelkenleri de ve bir boran gibi düşersin toprağa, onurlu ama cansız
ya da bir martı gibi vurursun kumsala, belki umutlu ama çaresiz.”
Kutsal tapınağın kalıntılarına bakar gibi bakıyordum ondan arta kalanlara, bütün yaşanmışlıklara. Sürekli ortada dönüp duruyordu hüzün, tam burada salonun ortasında. Işıklar sönük, perdeler kapalı, dört duvarda sadece gölge oyunları.
Geride bıraktığı buzul yalnızlığını bile onunla paylaşma isteği kaplamıştı parçalanmış ruhumu...
O kadar acımasız ki anılar, her yerde, her an intikam alır gibi yanımdalar.
Kabullenmekten başka seçenek yok, o artık gelmeyecek...
Her gidişin böyle mi olacak diye sormuştum ilk gidişinde
Bakmıştı yüzüme sevgi dolu, ağlamaklı
Gitmekle gitmemek
Sevmekle, sevmemek arasını yaşamışız hep
Şimdi anlıyorum.
Son günümüzü düşündüm birden, yaralamadan ve yara almadan önceki son dakikalardı bunlar. Balkonda oturmuş gelmesini bekliyordum. Gelmedi. İçeri doğru yürüdüm, konuşsana diye bağırdım. Sustu, sanki son kez suskunluğuyla hatırlanmak istedi. Bir sigara daha yaktım ve hapsedilmiş ruhumun kırık aynadaki çirkinliğiyle yüzleştim...
Gidip konuşmak istedim en gurursuz yanımı kamçılayarak ama konuşmazdı. Belki de ben kamçılayamadım o yanımı, hiçbir zaman yapamadığım gibi. Saate baktığımda akreple yelkovan çoktan bulanmıştı gözlerimde. Masumiyetin son kalıntılarını döküyordum yanaklarımdan. Oyunun sonunu ben hazırladım, o sadece tetiği çekti. Aşkımıza ihanet ettim, aşkımıza, geçmişe ve bize. Oysa sorgulamadan, sessiz sedasız çekip gitti hayatımdan.
Kısa süreli bir ayrılıktı bu başlangıçta. Hani insanların her şey güzel giderken, birden bozmak için var güçleriyle çaba sarf ettiği zamanlardan biriydi. Aşk fazla gelmişti zayıf yüreğime. Onu öylece bırakmıştım çaresizliğin kollarına. Cezalandırıyordum aklımca, aşkı öğretmeye çalışıyordum aşk yoksunu yüreğimle.
Günlerce ağlamış. Arka bahçemizdeki salıncakta bulmuşlar sevgilimi, bitkin ve umarsızmış bakışları. İfadesinde ağlamak varmış, gözlerinde donuk mavi.
Başka kadınların başkalaşmış aşklarından değildi onun hissettikleri. Faturaların, taksitlerin arasına karışmış aşk müsfettelerinden de değildi...
Ve şimdi yaşanılmışlığıyla avunmak istemiyorum, hala acıyor hala acıtıyor...
Senden kaçıyorum aynaya her baktığımda.
Sensiz gün, sensiz gece ve içinde sen olan hiçbir şey yaşanmıyormuş geç olsa da anladım. Sensiz ne yaşanıyor ki...
Uykusundan uyandı çalar saat
Zaman sessiz matemlerin zamanı
Hani içinde boğulduğun
ve içinde boğduğun sessiz çığlıklar
içinden kanadığın...
Sen gidersin ve kalan sadece senden arta kalan...
Kokunu soluyan uzak şehirlere
Gözlerinde hayat bulan kaderlere bu isyan
(Ve o isyan ki;
Kırık kanatlarıma değil gökyüzünün her sabah doğan maviliğine)
Sessiz matemleri sen bilmezsin,
Tek kişilik aşkın tınısını taşır kanında
Üşütür ayazlarında, ılık göz yaşların ısıtmaz artık seni
Kirpiklerine kadar üşürsün,
ve Kış görmemiş yüreğinle,
Yaşamadığın bütün kışlar için üşürsün bir kez daha
Adım Roberto Magnelli, düşlerimi bir gece yarısı yitirdim, sessiz bir Nisan sabahı Milena’nın kalp atışlarını yitirmesiyle...
St. Morena gölünden çıkardıkları bedeninde ölümün hiçbir izi yoktu. Sevgilim, sanki yanı başımda uyuyordu. Sıcaklığına alıştığım elleri çoktan buz kesmişti ve o anda yüreğim de...
Saçlarını kokladım, dudaklarına dokundum, hayatı soluduğum dudaklarına, beni hep seveceğini söyleyen dudaklarına...
Sevgilim bu nasıl bir oyun hadi kalk gidelim artık. Bu acı yüreğime sığmaz, lütfen kalk o soğuk yataktan, düşlerimize dönelim. Affet beni, ya da beni de al yanına...
Sözlerimiz vardı birbirimize, umutlarımız vardı. Beraber yaşlanmak ve beraber ölmek gibi. Şimdi ikimiz de öldük, ama ben her an, her dakika bir kez daha. Ölüm yanı başımda, ölüm soluk alıyor, ben almıyorum. Kül rengi bulutlar çöküyor üstüme. Kaygı satıcıları yumrukluyor kapımı ve sensiz hayatın acısını satmaya çalışıyorlar usulca.
Hadi gel artık! Yalvarırım gel Milena, nefesimi daha fazla tutamam! Bahçemize ektiğin begonviller çoktan açtı, fesleğen kokuları sardı baharı. Biliyor musun salıncağı da onardım eski günlerin anısına. Sarılarak o salıncakta uyuduğumuz günler geldi aklıma, lütfen gel ve dindir acılarımı..
Aşkımıza ihanet ettim, seni öylece bırakıp gittim. Affet beni Sevgilim, affet...
Her ihanet bir cinayet değil miydi sanki; sırtı dönük yüreğinin darbeyi asla göremediği ve o suçlu gecelerden birinde, anılarla zehirlenen bedeninin, ölüyken bile masum durmayan ifadesi...
Gidişini ben hazırladım, o sadece tetiği çekti.
Milena’nın ölümünden iki ay önce bıraktığı ve Roberto’nun hiçbir zaman bulamadığı mektup:
Sevgilim,
Suskunluğumu ilk kez bozuyorum bu satırlarla...
Gidişinle çaresizliğin ne olduğunu öğrendim.
Yokluğun en ince ayazlardan daha çok yakıyor içimi, üşüyorum. Belki de ilk kez yalnız üşüyorum.
Tek bir mevsim yaşıyorum kaç zamandır, hatırlar mısın yine bu mevsimde, renklerden en solgununda sarılmayı denemiştik birbirimize. Hatırlarsın o vedalardan ilkini; gitmek istemiştin yine ve ben bırakmamıştım seni. Hep merak ettim aramızdaki sessizliğin nedenini.
Zaman Roberto, zaman. Aşkın da ihanetin de tek tanığı. Anladım ki, o mevsimlerden de öte ve kendimi içinden ayıklayamadığım hayatın ta kendisi.
Düşlerin renklerini bile umursamıyorum artık. Sadece boynuma sinsice sokulan akrep ve yüreğimde nefes alan yelkovan. Anladım ki, yürek açmazlarının tek sebebi ve de çaresiymiş zaman...
Sana gitme diyemezdim bu defa. Kapını her çalışımda, bana adını özgürlük koyduğun tutsaklığından bahsediyordun. Duygularını saran paslı zincirlerden daha çok yanar mı canın...Ya da kanadıkça kanatmak mıdır senin aşkın?
Şimdi Verona’dasın ve belki bu mektubu, yalnız kalmaktan korkup, ışıklarını gündoğumuyla söndürmeyi öğrenmiş başka bir yalan şehirde okuyacaksın. Söylesene sarılmak isteyip de sarılabilecek misin? Hayır Roberto sarılamayacaksın...
Ve bilmediğin, belki de bildiğin ama önemsemediğin gerçek ne biliyor musun; geride bıraktığın özlemin.
Ve yarın, ayrılıyorum sevgilim, geride sen kokan her şeyi bırakarak. Yeni bir hayat kurmak ve sensiz nefes almayı yeniden öğrenmek için...
Gökçehan Daçe |
|
_________________ Sensiz kalacak bu şehir...
|
|
| Oylanmadı
|
    |
 |
LeyLi
Misafir

Tema: Parthenos (31669)
|
Çok güzelmiş..
Paylaşım için sağol. |
|
|
|
|
|
| Oylanmadı
|
|
 |
dewil_lions
Best of TurkiyeForum


Kayıt: 01 Ekim 2006
Mesajlar: 1801
Tema: Parthenos (31669)
Nerden: sana en yakın yerden
Yaş: 22


Puan: 1873
|
harika...
paylaşımın için sağol |
|
|
_________________ şu yalan dünya da bari SEN gerçek ol be
|
|
| Oylanmadı
|
     |
 |
|
|
|
|
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)
|
Bu başlığı gezen kullanıcılar:0 Kayıtlı, 0 Gizli, 0 Misafir ve 0 Bot Kayıtlı Kullanıcılar: Yok
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız Bu foruma eklenti dosyaları gönderemezsiniz Bu forumdaki dosyaları indiremezsiniz Bu forumda eklenti önizlemelerini/linklerini görebilirsiniz
|
|