Ana Sayfa
Gruplar  •  Site Yönetimi  •  Özel Mesajlarınız   •  Giriş   •  Kayıt
Reklam alanı
Ana Sayfa
Ana Sayfa
Forumlar
Forumlar
Yardım
Yardım
Arama
Arama
Albüm
Albüm
Kurallar
Kurallar
Linkler
Linkler
Makaleler
Makaleler
Oyunlar
Oyunlar
Sohbet
Sohbet
Üyeler
Üyeler
İstatistikler
İstatistikler






İslam Dünyası forumunda Hasan el Benna konu başlığının kısa özeti; http://www.kurdislam.org/benna1.jpg 17 Ekim 1906'da Misir'in Mahmudiye kentin de dogan Hasan el-Benna dini ve ilmi yönden köklü bir aileye mensuptur. Babasi hadis alimi idi. Hadis konusunda bizzat ke...

Bu başlığı gezen kullanıcılar:0 Kayıtlı, 0 Gizli, 0 Misafir ve 0 Bot
Kayıtlı Kullanıcılar: Yok



 
Yeni Başlık GönderCevap Gönder Digg it Stumble it Submit to Del.icio.us Diigo it Prefound it Reddit it Facebook it Blink it Slashdot it Linkagogo it 
Önceki başlık Arkadaşına GönderYazdırÖzel Mesajlarınız Sonraki başlık
Yazar Mesaj
commando
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu



Kayıt: 14 Nisan 2005
Mesajlar: 2134
Tema: Parthenos (31826)

Yaş: 33

turkey.gif

Cinsiyet:Erkek Aslan Kedi

Puan: 2559
Mesaj Tarih: 12 Nisan 2006, 10:46   Mesaj konusu: Hasan el Benna
Alıntıyla Cevap VerSonraki Mesaj




17 Ekim 1906'da Misir'in Mahmudiye kentin de dogan Hasan el-Benna dini ve ilmi yönden köklü bir aileye mensuptur. Babasi hadis alimi idi. Hadis konusunda bizzat kendisinin de yazdigi eserler vardir. Iste böyle ilmi bir yuvada büyüyen Benna ilim, takva ve zühd atmosferinde çok güzel yetismistir. Daha küçük yaslarda üstün bir zeka ya sahip oldugu gözleniyordu. Gece namazlarina ve pazartesi, persembe günleri oruçlarina devam ediyordu. Küçük yaslarinda Kur'an-i Kerimi yari sina kadar ezberleyen Benna 15 yaslarinda hifzi ni tamamladi.

Yüzünün hatlarinda -devamli bir elem ve hü zün görünüyordu. Kalbinde müslümanlarin dertlerine çareler arama aski vardi. Onun bu hali za man zâman bazi kötülükleri bizzat kendi eliyle degistirmeye götürüyordu.

Nafile ibadetlere devam etmesiyle ruhu en ginlesmis ve nefsi daha da ,paklasmisti. Ayrica daha talebelik yillarindaki Islâmi çalismalarin dan dolayi da genel kültürü oldukça gelismisti. Okudugu medrese de "kötülüklere karsi mücadele" adinda bir teskilat kurarak bazi önemli sahsiyetlere mektuplar gönderip, onlara nasihat etmeye ve onlarin dikkatlerini toplumdaki kötü lüklere çekmeye baslamisti.

Liseden mezun oldugunda Misir'daki tüm talebeler arasindaki siralamada besinciydi. Üniversiteyi ise."Darul Ulum"da okumustu. Universiteyi bitirme imtihanlarini verirken onsekizbin siir beyti ve bir o kadarda nesir ezberlemisti. Darul Ulum'u bitirdiginde onun ayarinda talebe yoktu. Çünkü birincilikle bitirmisti.

Üniversiteyi bitiren Hasan el-Benna Ismaili ye'deki okullardan birine tayin edilmisti. O zaman Ingilizlerin tüm güçleri Ismailiye'de toplan misti. Okullarda Avrupa usulü egitim yapiliyordu. Ismailiye bu haliyle sanki Londra'nin muhit lerinden birini andiriyordu.

Halkin çogu ise bir Ingiliz sirketi olan "Su veys"te isçiydiler. Hasan el-Benna Ingilizlerin Misir halkini ezdigini ve onu zelil ettigini görüyordu. Misir halki sanki onlarin kölesiydi. Her türlü fesat almis yürümüs ve haramlar mübahlastirilmisti. Özellikle 1924'de Atatürk tarafindan hilafet yikildiktan sonra bu durum daha da artmisti. Diger taraftan Benna batililarin Islâmi ortadan kaldirmak için yaptigi çalismalari gördükçe kalbi parçalaniyordu. Iste Benna o dönemleri anlatirken söyle diyordu: "Allah bilir nice geceleri ümmetin dertlerine çareler aramak için geçirdik. Ve ümmetin hallerini tahlil etmek, dertlerini ortadan kaldirmak için ne kadar düsündük. Bu hallerin tesirinden bazen aglama durumuna gelirdik." Derken Hasan el-Benna kendilerinde hayir alemetleri olan bazi kisilerle irtibata geçiyordu. Kendisiyle birlikte alti kisi biraraya gelerek Islâmi çalismalarin çekirdegini olusturmak için anlastilar. Benna bu kurdugu teskilatina yeni bir isim almamasi için "Biz Müslüman Kardesleriz" dedi ve cemiyetin adi "Ihvan-i Müslimin" oldu. Benna ilk davetine Ismailiye'de baslamisti. Çalismalarini bereketlendiren Allah Teâlâ onun elleriyle kahvelerde zamanlarini bosa geçiren insanlardan Islâm davasi için mümtaz sahislar yetistirmisti. Bunlara örnek olarak Islâm davasinin ilk öncülerinden Seyh Muhammed Fergali Ingiliz komutaninin karsisina dikilmis söyle diyordu: "Beni bu Ismailiye'den sadece bir kisinin emri çi kartabilir. O da Hasan el-Benna" ' Hasan el-Benna Ismailiye'deki çalismalari ge nisleyince ve tüm gayretlerini Islâm için tahsis edince Ismailiye'den Misir'in baskenti olan Kahi re'ye tasindi. Ihvan-i Müslimin'in merkezini orada kurdu.

Bütün gayretlerini Islâma davet ve onu tanit ma yolunda harcadi. Köyleri gezdi, sehirleri do lasti. Gittigi her yere bir sube açiyordu. Öyle ki bir kaç sene içinde Ihvanin hareketi Misir'in gö zünü ve kulagini doldurmustu. Her tarafta ona katilmalar oluyor ve Misir'in evlatlari onun ka natlari altina giriyordu. Bunu gören hükümet Ih vanin yayilmasindan korkarak onu kontrol etmek için her türlü çareye basvuruyordu.

Hasan el-Benna'yi gizli istihbarattan bir çok kisi takip etmeye baslamisti. O nereye giderse on larla pesinden ayrilmiyorlardi. Derken 1947 se nesinde Hasan el-Benna bazi mücahidlerini Filis tin'e gönderiyordu. Filistin daglari ve köyleri da ha önce görmedikleri ender mücahidler görmeye baslamislardi. Evet Filistin yahudiye kuvvetli bir ders vermek ve onlara zilleti tattirmak için ölümü hayata tercih eden insanlara sahit olmustu.

Bu arada Kral Faruk, bu büyük gelismeler den dolayi meseleyi Ingilizlerle beraber düsünme ye basladi. Özellikle Kral Faruk'un Misir ordusu na dagittigi silahlarin bozuk oldugunun anlasil masindan ve araplarin hiyanetlerinin açiga çik masindan sonra Kral Faruk için mesele iyice teh likeliydi. Filistinde cihad eden Ihvan-i Müslimin Mücâhitlerinin Misir'a gönderilmesinden korkan Faruk, Müslüman Kardesleri tutuklatip hapisha nelere dolduruyordu. Disarida sadece Hasan el Benna kalmisti. Kralin maksadi onu öldürtmekti. Iste bu esnada Mahmud Abdulmecid gizli is tihbarattan bes kisiyi Benna'yi öldürmeleri için gönderdi. Ve Kahire'nin en büyük meydaninda Müslüman Gençler Teskilatinin önünde 12 Subat 1949 tarihinde Hasan el-Benna kursunlandi. Te davi için hastaneye kaldirildi. Bu arada Benna'ya müdahale edilmemesi ve kan kaybindan ölmesi saglandi.

Böylece ömrünün sonuna kadar teblig için çalisan Hasan el-Benna ruhunu tertemiz olarak Allah Teâlâ'ya teslim ediyordu. Cenazesini bir yasli babayla birlikte dört kadin kabre götürmüstü. Bölgede elektrikler kesilmis ve bu dört kadin dehset verici bir ortamda tanklarin arasinda Benna'yi götürüp defnetmislerdi. Bütün bunlar yetmiyormus gibi müslümanlar Benna'nin cesedini çikaripta gösteri yapmasinlar diye mezarinin basinda nöbet tutturuyordu.

Hasan el-Benna dünyayi terketmis Kral Faruk'ta Hasan el-Benna korkusundan rahata kavusmustu. O öldügünde çocuklarina ihtiyaçlarini giderecek bir sey birakmamisti. Hatta ev kirasini bile verecek durumlari yoktu.

Faruk, Hasan el-Benna'dan kurtulmustu ama geriye bir problem kalmisti. O da Ihvan-i Müsli minin Filistinde hala cihada devam eden mücahid gruplariydi. Bunlardan kurtulmak için Faruk, Misir tanklarina ve askerlerine Filistin'e hareket emri verdi. Maksadi oradaki Ihvan mensuplarini tutuklatmakti. Ve tanklar kamplarin etrafindaki duvarlari döverek mücahidleri ya teslim olmak ya da üzerlerine toplarin atilmasina razi olmak arasinda seçim yapmaya zorladilar. Mücahidlerde etrafin cehenneme çevrilmesini istemediklerinden teslim oldular. Oradan hapishaneye tasinan mücahidler böylece duvarlar arkasina terkediliyordu.

Gerçek su ki liderlikte büyüklügün belli bir ölçüsü yoktur. Bazen olur ki büyüklük ilmi yönden olur. Bazen büyük bir fatih veya kesifçi, ya da bir ruhi terbiyeci yahud da bir siyasi lider bü yük olabilir. Fakat kaliciligi bakimindan en büyük lider ümmeti yeniden insa eden, yeni nesille rin yetismesini saglayan ve tarihin gidisatini degistiren liderlerdir.

Iste Hasan el-Benna bu kalici liderlerden birisi, belki de yirminci yüzyilda Islâm tarihinde en göze çarpanlardandi. Onun bu büyüklügü sadece alim olusundan veya iyi bir hatipliginden ya da siyaset adami olusundan degil, Islâm davasini bina eden yeni bir nesil yetistirmesinden ve özelde Misir'in genelde de Islâm aleminin tarihini sars masindandir. Bu gün dahi onun siddetli sarsmasindan olaylar gidisatini degistirmektedir.

Misir'in yeni tarihini yazmak isteyen herhangi bir tarihçi, yahut Filistin meselesini yazmak isteyen birisinin Hasan el-Benna'yi yazmadan bu konulari yazamamasi onun büyüklügünü göstermeye kafidir.

Tarihçilerin her ne kadar Hasan el Benna hakkinda kendilerine özgü ayri ayri görüsleri olsa da, hepsi de olaylarin meydana gelisinde Hasan el-Benna'nin büyük tesirleri oldugunda ittifak etmektedirler.

Bu olaylar ki yarim asirdan günümüze kadar hala tesirini devam ettirmektedir. Isterse günümüzdeki insanlar onun kiymetini bilmesinler ve isterlerse onun hayatinda veya sehadetinden sonra da onu geregi gibi takdir etmemis olsunlar. Bu durum bütün liderler için böyledir. Insanlarin veya ileri gelenlerin onun kiymetini geregi gibi bilememeleri El-Benna'ya en ufak bir zarar veremez.

Gerçek su ki, Islâm önderleri tarihte hiç bir zaman insanlar bilsinler ve taktir edip methetsinler diye, çalismamislardir. Bilakis Islâm onlari öyle özel bir duruma getirmistir ki, tarihte bizden baska milletler bu önderleri pek bilemezler. Çünkü Islâm onlari ruhi terbiye ve büyük bir iman üzere yetistirir. Oyle ki o ruhaniyet özel bir anlayis kazandirmis, hayatin gerçek yönlerini ve varligin sirlarini ögretmistir.

Islâm onlari öyle yetistirmistir ki en üstün fedakarliklari yaparlar ve insanliga karsi çok büyük bir muhabbet beslerler. Iste Islâm önderlerini kendi aralarindaki bazi mizaç farkliliklariyla birlikte onlarin genel durumu budur. Onlar Allah rizasindan baska hiç bir sey de istemezler. Sadece Allah'in hesabindan korkar ve O'ndan sevap beklerler. Yalniz Allah'in indinde itibarlari olsun isterler. Hiç bir zaman kendileri için rahatlik ve huzuru talep etmezler, rahatligi ancak Allah'a kavusmakta ararlar. Onlarda söhret veya methedilmeyi isteme, yahut makam hirsi veya haset bulunmaz. Onlarin dünya hayati veya sehevi arzulari için herhangi bir is yapmalari müm kün degildir. Onlar insanlardan karanliklari kaldirmak için gönderilmis bir nurdurlar. Gökyüzün de devamli olarak parildarlar. Onlar yeryüzünde ki topraklara karismayan ve en yüksek bina ile en küçügüne dahi vuran bir günes subesi gibidirler.

Yeryüzündeki tüm ser güçler, sömürgeciler, krallar, partiler, Ezher Üniversitesi ve fesat ehli Hasan el-Benna ile mücadele ettiler. O da bütün bunlara karsi savasti. Halk bizzat kendi menfaatinden cahil kaldi. Hepsi de Hasan el-Benna'nin yolunu engellemek ve davasindan alikoymak için çalismalarina ragmen o, yüce daglar gibi, rüzgara ve balyozlara aldiris etmeden yoluna devam etti. O, yolunu tutmak için belki saga sola sallanmistir ama bütün tehditlere ragmen hiç bir zaman kasirgalardan etkilenerek davasindan geriye adim atmamistir. Dünya onun etrafinda kararmis olsa da, o hiç bir zaman zafere olan kuvvetli imanindan en ufak bir zayiflik göstermemistir. Karsi kuvvetler ne kadar çok olsa da ve ne kadar üzeri ne çullansalarda o, hiç bir zaman mücadelesinde yenilmemistir.

Bütün bunlara ragmen, tipki arkadaslarina oldugu gibi düsmanlarina bile gönlü açikti. O, hiç bir zaman düsmanlarindan birine karsi hasetlikten dolayi tiksinmemistir. Çünkü büyük insanlarin kalbinde hasede yol yoktur. Fakat onun tiksinmesi ve kerih görmesi, düsmanin batila sap masindan, fesadindan ve iftiralarindandi. Eger düsmani kötülük ve seryolurida gitmeye devam ediyorsa ve halkin menfaatlerine zarar veriyorsâ onlardan nefret eder tiksinirdi. Tipki hakka karsi inatlik eden basiretsizlik göstererek anlayissizlik yapan ve ahlaki bakimdan davayâ sikinti veren dostlarindan nefret ettigi gibi.

Fakat Benna bütün bunlara ragmen Rasûlullah'in Uhud günü yaraliyken ettigi su du ayi devamli olarak ediyordu: "Allah'im sen benim kavmimi hidayete erdir. Çünkü onlar bilmiyor lar." Düsmanlari devamli olarak ona karsi hile ve tuzaklari sürdürürken o da düsmanlarina karsi sürekli sefkat ve nasihata devam ediyordu. Benna'nin bu hali, ta onu her türlü kuvvetten, makamdan ve yardimcidan yoksun bir halde tek basina karanlikta vurarak öldürdükleri zamana kadar devam etti.

Evet onu öldürdüler. Onlar kuvvetli Benna ise zayifti. Onlar hükümran Benna ise bir kenara itilmisti. Onlar silahli, Benna ise eli bostu. Evet Benna'yi öldürdüler, simdi onlar katil ve mücrim, Benna ise mutlu ve saadet içinde.

Daha sonra onlar halkin merhametinden kovulurken, Benna Allah'in rahmetiyle bagislaniyordu. Onlar simdi bati ülkelerinde dagilmis vaziyette. Benna ise istirahatgahinda. Allah O'na ve tüm mücahidlere bol bol rahmet etsin. ( Amin.)

Yazan: Fethi Yeken



_________________
Biri Ecdadima Küfrettimi boğarim.
Boğamasamda yanımdan kovarım..
Yumuşak başlıysam kim dedi uysal koyunum..
Kesilir ama çekmeye gelmez boynum..
Mehmed Akif Ersoy
 Oylanmadı commando offlineKişisel Galeri - commandoKullanıcı profilini görÖzel mesaj gönderE-mail'i gönder
commando
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu



Kayıt: 14 Nisan 2005
Mesajlar: 2134
Tema: Parthenos (31826)

Yaş: 33

turkey.gif

Cinsiyet:Erkek Aslan Kedi

Puan: 2559
Mesaj Tarih: 12 Nisan 2006, 10:51   Mesaj konusu:
Alıntıyla Cevap VerSonraki MesajÖnceki Mesaj


HASAN EL BENNA HAKKINDA NE DEDİLER?

*** “İhvan-ı Müsliminin kurucusu Hasan El Benna merhum- son devirde tecdit hareketini temsil eden zatlar arasında çok sevdiğim, hatta kendisine çok medyun olduğum zatın yanında, Onun yanı başında, hemen O'ndan sonra muallâ mevkisiyle bağrıma bastığım müstesna simalardandır. Aşkın, vecdin, samimiyetin, heyecanın ve coşkun bir irşad havasının kendisinde hükümferma olduğu bu zatın , eğer hayrul halefleri olsaydı, Mısır’ın siması bugün başka olacaktı, ama Hasan El Bennâ'yı tanıyacak ve anlayacak çok az adam zuhur etti ”

M. Fethullah Gülen

*** “Hasan el-Benna bir devlet memuruydu. Daire’ye gidip gelirken, trende etrafındakilere daima bir şeyler anlatırdı. Kahve sohbetleri yapardı. Daha sonra, etrafında halelenen insanlar da öyle yaptılar. Zaman geldi bu cemaat kemmiyetiyle de keyfiyetiyle de imansız cepheyi endişelendirecek derinliklere ulaştı.”

M. Fethullah Gülen

*** “Merhum Hasan el-Benna'yı tanımak ve bazı yanlarını takdir etmek suç olmasa gerek. O, şiddeti teşvik etmek şöyle dursun, tamamen tasavvufî bir zeminde yetişmiş ve bir öğretmen olarak, İslâm'ı sadece fırsat bulduğu her yerde anlatmıştır. Esasen şiddet, İslâmî hareketlerin, bitirilmek ve İslâm'ın imajını karartmak için bizzat düşmanları tarafından içine çekildiği veya çekilmeye çalışıldığı bir bataklıktır, bir felâkettir. Hasan el-Benna zamanında Müslüman Kardeşlerin siyasetle ve hele şiddetle hiç alâkaları yoktu. Ne zaman ki Hasan el-Benna, onu şiddete ve politikaya çekemeyen düşmanları tarafından şehid edildi; ancak bundan sonradır ki, Nasır gibi bu harekete sızan kimseler bu hareketi politikaya ve daha sonra daha başkaları şiddete bulaştırdılar.”

M. Fethullah Gülen

*** “Hayatımda üç kişiden etkilendim. Bunlar; Gazali, Mustafa Sabri Efendi, Hasan El Benna”

Ali Yakup Cenkçiler Hocaefendi(M. Sabri Efendinin talebesi)

*** ““Müslümanlar Üstad Hasan el Benna’nın başında taşıdığı yüce davadan ve kendi şahsında bulundurduğu üstün vasıflardan dolayı onun kadar büyük bir lidere yüzyıllardan beri rastlamış değillerdir

Ezher ulemasından merhum Muhammed el Hamid

*** “Arap ve İslam dünyası gerek dini ve gerekse siyasi alanda onun kadar güçlü ve etkili bir önder ve lider tanımamıştır.”

Ebul Hasen En Nedvi

*** “Yüce Allah bu değerli şahsiyetin sahibine öyle üstün kabiliyetler ve güçler ihsan buyurmuştur ki, tarihçiler, eleştiriciler, ahlakçılar kendi gözlerinde bunu çelişkili bulup hayretler içinde kalmışlardır.”

Ebul Hasen en Nedvi

*** “Üstad Hasan El Benna, İslam’ın et ve kemikten nasıl yüce ve olgun bir insan yetiştirdiğini bütün insanlara gösterebilecek örnek bir insandı.”

Prof Said Ramazan El Buti

*** “Allah’a yemin ediyorum ki, çağımızın müceddidi Hasan el Benna’nın içtihatları dışında Allah’a giden ve onun dinine hizmet eden sağlıklı bir yol tespit eden çağımızın Müslümanlarının durumunu tashih eden, onları sağlıklı bir şekilde yönlendiren ve gözetilmesi gereken hususların hepsini gözeten içtihatlar mecmuasına ne rastladım, ne de olabileceğini tasavvur ediyorum.”

Said Havva

***Gerçek şu ki liderlikte büyüklüğün belli bir ölçüsü yoktur. Bazen olur ki büyüklük ilmi yönden olur. Bazen büyük bir fatih veya keşifçi, ya da bir ruhi terbiyeci yahut da bir siyasi lider büyük olabilir. Fakat kalıcılığı bakımından en büyük lider ümmeti yeniden inşa eden, yeni nesillerin yetişmesini sağlayan ve tarihin gidişatını değiştiren liderlerdir. İşte Hasan el-Benna bu kalıcı liderlerden birisi, belki de yirminci yüzyılda İslâm tarihinde en göze çarpanlardandı. Onun bu büyüklüğü sadece âlim oluşundan veya iyi bir hatipliğinden ya da
Siyaset adamı oluşundan değil, İslâm davasını bina eden yeni bir nesil yetiştirmesinden ve özelde Mısır'ın genelde de İslâm âleminin tarihini sarsmasındandır. Bu gün dahi onun şiddetli sarsmasından olaylar gidişatını değiştirmektedir.”

Fethi Yeken

*** “Benna bir takım dar kalıplara sığmayacak kadar engin bir tecessüsün adamıdır.”

Mustafa İslamoğlu

*** “Hasan el Benna hicri 14. asırda sözleriyle ve pratik eylemleriyle tenfiz ve tatbik olarak Müslümanlara uygulamalı İslam metodunu keşfetti. Ondan başkaları yazdı, söyledi, çizdi, etütler yaptı. Hasan el Benna ise sözle pratiği birbirine yaklaştırdı.”

Ömer Tilmisani

*** Onu gelip geçen, gündeme gelip unutulan bir kimlik olarak göstermek hiç kimsenin harcı değildir, olmayacaktır da. Son asırlarda İslam’a davet sahasında bunca etkinliği olan, adı İslami davetle hemen hemen özdeşleşmiş olan bir kimseyi Müslümanların belleğinden çıkarıp unutturmak kolay bir şey midir?”

Ömer Tilmisani


_________________
Biri Ecdadima Küfrettimi boğarim.
Boğamasamda yanımdan kovarım..
Yumuşak başlıysam kim dedi uysal koyunum..
Kesilir ama çekmeye gelmez boynum..
Mehmed Akif Ersoy
 Oylanmadı commando offlineKişisel Galeri - commandoKullanıcı profilini görÖzel mesaj gönderE-mail'i gönder
commando
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu



Kayıt: 14 Nisan 2005
Mesajlar: 2134
Tema: Parthenos (31826)

Yaş: 33

turkey.gif

Cinsiyet:Erkek Aslan Kedi

Puan: 2559
Mesaj Tarih: 12 Nisan 2006, 11:04   Mesaj konusu:
Alıntıyla Cevap VerÖnceki Mesaj


“O’nu gelip geçen, gündeme gelip unutulan bir kimlik olarak göstermek hiç kimsenin harcı değildir, olmayacaktır da…” Ömer Tilmisani

Yirminci yüzyıl İslam coğrafyasında kan, gözyaşı, zulüm, çeşit çeşit istibdatlarla hatırlanacağı kadar her biri birbirinden soylu ve derin İslami ihya hareketleri ve bunların temsilcileri ile de kendisinden bahsettirecektir. Bunlar arasında Türkiye’de Bediüzzaman ve nur mekteb-i irfanı, Hindistan’da İlyas Kandehlevi ve Tebliğ cemaati, yine aynı topraklarda Ebulâlâ Mevdudi ve Cemaat-i İslami, Mısır’da Hasan El Benna ve İhvan-ı Müslimin ilk akla gelen örneklerdir.

Biz bu kısa çalışmamızda büyük Kur’an insanı merhum Hasan el Benna’yı bir nebze tanıtmaya gayret ettik. Ve bu arada şu gerçeği hiçbir zaman unutmadık:“Maziye ait hâdiseler hakkında söylenecek her söz kadere itiraz mahiyetindedir. Bu sebeple, geçmiş hâdiseler hakkında konuşurken daha dikkatli olunmalıdır. Bizim ölçümüz, maziye kader, istikbale irade açısından bakmaktır. Ayrıca onlar, hata ve sevaplarıyla gidecekleri yere gitmişlerdir. Artık bundan sonra onların hep sevaplarını konuşmalı ve hatalarından da ders alınmalıdır.”

Bu çalışma sırasında maalesef gördük ki iki cephe ve iki tür yobaz düşünce arasında Merhum Benna bize çok yanlış aksettirilmiş, tabiri caizse o güneşin bulutların kesafeti arkasında kalmasına vesile olmuştur. Bunlardan birincisi; onu kendi mezhepsizliklerine, tasavvuf karşıtı görüşlerine, siyasi düşüncelerine perde yapmak isteyen bir kısım radikal kimseler. Diğeri ise; mezhep düşüncesini donduran, “Ehl-i sünneti savunuyorum” derken bilmeden, safdilane ve ihlâslıca bir düşünce ile onu “modernist, Abduhçu, fitneci” gibi yaftalarla yaftalayan “yerli malı yurdun malı” havasında, hâlâ 60’lı yılların meselelerini ısıtan bir kısım Ehl-i sünnetçiler…

Yeri geldikçe bu meselede bu iki kısım tebei ve sathi görüşlere cevap vermeye de çalışacağız. Tevfik Allah’tandır.

20. ASRIN BAŞLARINDA MISIR
Tarih boyunca çeşitli medeniyetlere beşiklik yapan Mısır, bereketli toprakları yüzünden her zaman dış güçlerin iştihasını kabartmış, istilalara sahne olmuştur. 19. yüzyılın “Güneşi batmayan imparatorluğu” İngiltere Osmanlı devletinin gün geçtikçe erimesi karşısında elini sıkı tutarak “İslam’ın bu zeki çocuğu”nun kollarına esaret zincirini takmıştı.

Bu işgal sadece bileklere yönelik değil aynı zamanda kültüreldi. Yani asıl tehlikeli olanı. Yüreklerin zincirleri şeffaftı çünkü. İman nuruyla kazanılan basiret olmazsa görülemezdi. İbn-i Haldun’un dediği gibi “mağlup kavimler galipleri taklit ederlerdi.” Kurtuluşu kayıtsız şartsız batı taklidinde gören aydınlar toplumun dokusu ile oynuyorlardı. Halkın çoğu, bir İngiliz şirketi olan Suez Company'de işçiydi. İngilizlerin Mısır halkını eziyor, köle muamelesi yapılıyordu. Fesat her yeri kaplamış, haramlar mübahlaştınlmıştı.

Mısır kavruluyordu velhasıl. Onu canlandıracak, hayat nefyedecek, haristanı gülistana çevirecek manevi bir Nil nehrine ihtiyacı vardı. İşte Hasan el Benna o tatlı ırmak oldu…

DOĞUMUİmam Hasan el Benna, 14 Ekim 1906 ‘da Mısır’ın Buhayre vilayetinin Mahmudiye kasabasında doğdu. İsminde bir tılsım gizliydi sanki. Zira Benna kelimesi sözlükte yapan, kuran, bir binanın temelini atan anlamlarına gelir. Bu hususu Merhum Seyyid Kutup şöyle anlatır: “Hasan El Benna isminde bir zatın soyadının “Benna” olması sadece bir tesadüf eseridir belki. Lakin kim buna tesadüf diyebilir? Bu adam için en büyük hakikat bina kuruculuktur. Kuruculuğu en iyi bir şekilde yapmaktadır. Hayır, hayır o kuruculuk dehasıdır. İslam akidesi birçok davetçi tanıdı. Lakin her davetçi kurucu değildir.”

Değerli bir âlimimiz, merhum Kutub’un bir yerde ona şöyle hitap ettiğini söyler; “Sana Benna değil (Benna derken bir elifle, sonuna bir de hemze kor) sana "Nebba" demek lazımdı.* Çünkü sen bize doğrudan haber getirdin” der. “Sen haber getirensin. Bizim haber alamayacağımız Hak’tan haber getirdin. Müslümanlığa nasıl hizmet edilir? Ondan haber getirdin. Sen Hak’la bizim aramızda bir mesaj oldun.” Bunu derken Kutup çok samimi, çok coşkun ve çok heyecanlıdır.”

AİLE ORTAMI
Babası Ahmed bin Abdurrahman el Benna çevresinde ilim, takva ve fazileti işle tanınan bir zattı. Hem büyük bir fıkıh otoritesi, hem de muhaddisti. Ahmed bin Hanbel’in Müsned’ine şerh yazmıştı. Ailesinin geçimini saatçilik yaparak sağladığı için çevrede “saati” lakabıyla tanınırdı. Geceleri çalışır, gündüzleri de fahri olarak mescide imamlık yapardı.

İLK EĞİTİMİ
Küçük Hasan ilk eğitimini muhterem pederinden aldı. Babası onu devamlı ilme teşvik ediyordu. Çok küçük yaşlarda ilk Kur’an hatmini de babasının yanında yaptı. İşte böyle bir ilmî yuvada büyüyen Bennâ, ilim, takva ve zühd atmosferinde gayet güzel bir şekilde yetişmiştir. Daha küçük yaşlarda üstün bir zekâya sahip olduğu gözleniyordu. Gece namazlarına, Pazartesi ve Perşembe günleri oruçlarına devam ediyordu. Küçük yaşlarında Kur'ân-ı Kerim’i yarısına kadar ezberleyen Hasan el-Bennâ, on beş yaşlarında hıfzını tamamlamıştır.

MEDRESEYE YAZILMASI
Sekiz yaşında Mahmudiye’de klasik medrese usulü eğitim veren “Medreset’ür reşadi’diniyye’ye kaydolan El Benna burada Kur’an’ın bir kısmını ezberledi. Nahiv ilmi, biraz da Arap edebiyatı okudu.

Daha sonra Demenhur şehrinde ortaöğretim okuluna kaydını yaptırdı. Bir yandan da kendisini maddi manevi olarak geliştirmek için uğraştı. Hatıralarında şöyle diyor;

“Ben henüz öğretimimin o çağındayken okul programının dışında olmak üzere çeşitli ilimlere ait birçok metni ezberlemiş bulunuyordum. Hariri’nin Mulhat-ul İrab’ını, sonra İbn-i Malik’in Elfiyesini, ıstılahlara ait Yakutiye’yi, Tevhide ait El Cevheriye’yi, mirasa ait Er Rahbiye’yi, mantıka dair Es Süllem’in bir kısmını, Hanefi fıkhına dair Kuduri metninin birçoğunu, Ebu Şuca’nın Şafii fıkhına ait Metn-ül Gaye’sinin bir kısmını, Maliki fıkhına ait Manzumat-u İbn-i Âmir’in bir kısmını hep bu dönemlerde ezberlemiştim. Babamın anane halinde söylenegelen; “metinleri ezberleyen ilimleri elde eder" sözünü bana söylemesini ve bu şekilde beni yönlendirmesini unutamam.”

Aynı zamanda metafizik gerilimini korumaya karşı da büyük hassasiyet gösteriyordu; “Yüzünün hatlarında devamlı bir elem ve hüzün görünüyordu. Nafile ibadetlere devam etmesiyle ruhu enginleşmiş, nefsi arınmıştı. Daha talebelik yıllarındaki İslâmî çalışmalarından dolayı da genel kültürü gelişmişti. Okuduğu medresede emr-i bil marûf nehy-i ani'l-münker (iyiliği teşvik, kötülükten alıkoyma) cemiyetini kardeşiyle beraber kurmuştur. Daha o yaşta toplumun ileri gelen şahsiyetlerine mektuplar gönderip onların dikkatlerini toplumdaki kötülüklere çekmeye başlamıştır.”

TASAVVUFA İLGİSİ
Ondaki zühd düşüncesi tasavvufa meylini artırmıştır; “Devam ettiğim küçük mescitte Hasafiyye tarikatı(Şazeliliğin bir kolu)na bağlı kişileri görmüştüm. Her gece yatsı namazından sonra Allah’ı zikrediyorlardı. Akşam ile yatsı arasında Şeyh Muhammed Zehran’ın derslerine ısrarla devam etmekte iken, uyumlu sesleriyle, güzel nağmeleriyle, taşkın ruhaniyetleriyle zikreden bu yaşlı faziletlilerin ve salih gençlerin hoşgörüsüyle onlarla beraber Allah’ı zikretmek için bu meclislere, bu halkalara devam etmeye başladım.”

Hasan el Benna bu manevi ortamdan çok feyiz alır ve sonunda 1925(1341) yılında, tarikatın şeyhi Seyyid Abdülvehhab el Hasafi’ye intisap nasip olur; “Eğer yanılmıyorsam, şeyhle karşılaşmam 4 Ramazan 1341’de ikindi namazından sonra gerçekleşmişti. Şazeli tarikatının Hasafiyye koluna intisap ettiğim ve ondan vird ve vazifelerini aldığım tarih olan o gün Pazar gününe rastlamaktaydı.”

ÜNİVERSİTEYE GİRİŞİLiseden mezun olduğunda Mısır çapında en başarılı beş tale-beden birisiydi. Daha sonra “Küçük Ezher” denilen, Kahire’deki Dar-ül Ulum Üniversitesine kaydoldu. Sınıflarını hep iftiharla geçiyordu. Üstün başarılarından dolayı okul idaresi ona ayda bir cüneyh(Mısır’da bir para birimi. 3.5 cüneyh bir dolara tekabül ediyor yaklaşık olarak) mükâfat vermekteydi. Bitirme imtihanlarında 18000 şiir beytini ve bir o kadar da nesri ezbere okumuş, birincilikle mezun olmuştur.

Tahsili sırasında İngiliz yönetiminin yaptığı maddi-manevi tahribata karşı bir şeyler yapmak için devrin tanınmış âlimleri ile temasa geçmiş, camilerde, kahvelerde, konferanslar ve vaazlar tertip ederek onlara konuşma zemin ve imkânını hazırlamıştı.

Hasan el Benna’da bu yoğun enerji, batıldan rahatsız olma yani metafizik gerilim çok önemlidir. Metafizik gerilim büyük bir âlim tarafından şöyle izah edilmektedir: “Bir manada müspette sebat, menfiye karşı da boykot diyebileceğimiz metafizik gerilim, bir taraftan hizmete ait üniteleri işletme, bir mekanizma kurma ve onu daima işler durumda tutma, diğer taraftan da günah ve tahrip cephesine karşı devamlı ve ısrarlı bir direniş içine girme manalarını taşır.”

İDEALİST BİR ÖĞRETMEN
Tahsilini tamamladığında İsmailiye şehrine öğretmen olarak tayin edildi. O sıralarda İngilizler tüm güçlerini İsmailiye’de toplamışlardı. Okullarda Avrupa usulü eğitim yapılıyordu. İsmailiyye, bu haliyle sanki Londra'nın varoşlanndan birini andırıyordu “İsmailiye’nin o zamanlar yürek parçalayıcı bir hali vardı. O günkü durumu görüp de hüngür hüngür ağlamamanın imkânı yoktu“ der El Benna. “Batı tarafında İngiliz karargâhı, doğu tarafında Süveyş kanalı idarecilerinin çocukları için açılmış bulunan Hıristiyan okulu. Bu okula Mısırlı çocuklar gidecekti. Sanki biz kendi öz vatanımızda köleydik. İngilizler memleketin bütün gelirlerini kendi ellerine geçirmişlerdi.

Devletin bütün mekanizması İngiliz sömürgecilerinin kuklası hükmündeydi. En güzel binalarda onlar oturur, en güzel yemekleri onlar yerlerdi. Her yerde İngilizce konuşulurdu. Burası sanki bir Frenk memleketi idi. Şehrin geniş caddelerinden birinin adı Cami caddesi idi. Ama caddenin alnına asılan levha beni beynimden vurulmuşla döndürmüştü; “Rue dela Mosgue”

Bu da ne demekti? Şarkın en büyük kumandanı Selahaddin-i Eyyubi’nin vatanında Rişar’ın çocuklarının işi ne idi? Sanki bu, Hilalin alnına takılmış bir haç idi. Ey ülkeler fatihi ulu hakan! Bir uyansan da bedbaht neslinin hal-i perişanını görsen, yüzümüze tükürürdün! Doğrusu bu manzara karşısında yaşamaktansa, ölümü arzuluyordum. ”

DAVET
Her büyük dava şakakları zonklayan ızdırap insanlarının düşleri ile doğar, çekilen çile ve sıkıntılarla ser verip gelişir, meyveye durur. Zaten fertlerin gerilimini kaybettiği, çilesizlerin çoğalmaya başladığı bir hareketin artık encamından korkulmalıdır.

Hasan el Benna hemen bulunduğu çevrede davet ateşini yaktı. Etrafında beş altı kişilik bir çekirdek kadro oluşturdu ve hal ve çözüm yolları konusunda kolektif düşüncelere giriştiler; "Allah bilir nice geceleri ümmetin dertlerine çare aramakla geçirdik. Ümmetin hallerini tahlil etmek, dertlerini ortadan kaldırmak için çok düşündük. Bazen ağladık."

“İHVAN-I MÜSLİMİN”
Ve… Ocak 1929 (Bazı kaynaklara göre Mart–1928)…”Zilkade ayının sıcak bir sabahı bağrı yanık, gönlü iman nuruyla dolu altı arkadaş yanıma gelmişlerdi. Hepsinin de gözünde ümit ve azim ışıkları parıldıyordu. İçten gelen hafif ve boğuk bir sesle şöyle demişlerdi:

“ Peki, ne yapalım? Bu iş ağlamakla, söylemekle bitmiyor. Ne yapmamız gerekiyorsa, öyle yapalım. Gerekirse; canımızı, malımızı, her şeyimizi feda edelim bu yolda… Sen bize önder ol, biz de senin yolunda yürüyelim. Programımızı çiz, yolumuzu göster. Biz de ona göre hareket edelim.”

Bunlar konuşurken gözlerim yaşarmıştı. Anlaştık, Allah’ın yüce kitabı üzerine yemin ettik. Artık biz bu davanın kulu, kölesi idik. Bütün gücümüzle çalışacaktık.”

İçimizden birisi; “Adımız ne olacak? Cemiyet halinde mi çalışacağız?” dedi. “Bizim asıl gayemiz İslam’dır dedim. O yola gitmek için her ne metot varsa deneyeceğiz. Daha çok birlik ve kardeşliğe ehemmiyet vereceğiz. O halde adımız İhvan-ı Müslimin(Müslüman kardeşler) olsun.”

KAHVE SOHBETLERİ“Mahalle kahvesi Şarkın harim-i katilidir.” Bu fevkalade çarpıcı tespit merhum Mehmed Akif’e aittir. Bu meskenet yuvaları Müslüman halkların ruhunu kemiren, onları pelteleştiren, birer kopuk haline getiren can alıcı hasımlarımızdır. Hala da aynı fonksiyonlarını devam ettirmektedirler. Ama gel gör ki, dünya çapında iki tane diriliş hareketi de buralarda atılan tohumlarla başlamıştır.

El Benna ve arkadaşları İsmailiye’nin her kahvesini ziyaret ederek davetin ilk kıvılcımlarını tutuşturdular. O, İhvanı, kahve sohbetleriyle başlatmış ve halkı kucaklamakla belli bir noktaya ulaşılabileceğini görmüştü. Özellikle Hasan el Benna’nın hitabeti, gözyaşları ve vakarı, hayatını davaya vakfedişi ve de samimiyeti insanlar üzerinde büyük tesir uyandırıyordu. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin bu konuda onu örnek almasını Kırklareli'nde mukim Abdülhamid Oruç Hocaefendi şöyle anlatır: "Hizmetlerini beğendiği İslam Dünyasından bazı şahsiyetleri örnek gösteriyordu. Mesela Hasan El Benna bunlardan biridir. Hasan El Benna’nın trenlere binip, istasyonlarda, kahvelerde nasıl sohbet ettiğini anlatırdı.."

Bu durumu, o sıralar Ezher’de talebe olan muhterem âlim, merhum Ali Yakup Cenkçiler Hocaefendi şöyle anlatıyor; “Hasan el Benna ameli bir adam. Son derece faal, pratik yani. Sabahtan kalkar, saat gece 12’ye kadar çalışır. Ya bir şey yer, ya da yemez. Bir-iki kahve içer. İşte böyle bir insan. İnsana hitap ettiği zaman mıknatıs gibi, kalbini cezp eder. Hayatını Allah’a vakfetmiş bir adamdı. Allah bu asırda sanki onu gençliğe rehber olarak halk etmişti. Üniversite gençliğini ihya etti. Kahire’de muazzam bir cemaat meydana getirdi.”

“Gönüllerin ta derinliklerine kadar işleyen bir bakışı vardı” der Ömer Tilmisani onun için. Said Havva ise onun başarısının mühim bir sebebi olarak onun İslami düşüncelerindeki dengeye işaret eder: “Allah Teala el Benna’ya öyle bir muvaffakiyet vermiştir ki, veciz bir ifade ile meseleleri bu ümmetin insaf sahiplerinin birleşebilecekleri bir ölçü içersinde sunabilmektedir.”

İNKİŞAF
Tebliğin İslam’a susamış gönüllerde ma’kes bulması ile İsmailiye şehri bir avı kovanı gibi çalışmaya başladı. Ve hemen çevre il ve ilçelere de sıçradı. Merhum Ali Ulvi Kurucu bu durumu şöyle anlatmaktadır: “1928’de kuruldu İhvan-ı Müslimin. Kahire’ye gelişi 39. İsmailiye’de faaliyete başladı. Oraya sığmadı, taştı. İhtiyaç, tatlı bir kurtarıcı ses, manevi bir hava, fazilet hayatı, insanı insan yapan bir dava... “

Topluma deklare ettikleri ilk mesajlarında şöyle deniliyordu; “Bu tüyler ürpertici, buhranlı devrede sesimizin en son perdesine kadar haykırıyoruz; Yavaş yavaş ama öldürücü kasırgalardan daha kuvvetli, mütevazı ama sarp kayalardan daha yüce, bütün şahsi ve mücerret arzulardan uzak, Allah’ın azametine ve vahyine dayalı gayemizi takdim ediyoruz. Bütün samimi ve gönülden inanmış Müslümanları safımıza çağırıyoruz. Ahiret hayatının mutluluğunu isteyenler gelsin.”

Bu hayat verici çağrıya Portsaid, Süveyş, Ebu Suveyr, Bahr-i Sagir gibi yakın vilayetlerden binlerce insan lebbeyk dediler. 1932’ye gelindiğinde ise koca bir gençlik seli cemaate katılmaya başladı… İhvan bu sıralar tüm ülke çapında 300’den fazla şube açmıştı.

Altı senelik İsmailiye safhası İhvan’ın çekirdeğini oluşturmuştu. Şimdi yeni hizmet hamlelerine geçilebilirdi. El Benna’nın 1933’deki Kahire ziyareti buna vesile oldu. Buradaki yoğun ilgi üzerine hareketin merkezi Kahire’ye taşındı.

İRŞAD’DA YENİ DÖNEM
Bir sene içersinde Kahire’de hızla teşkilatlanan İhvan, bünyesinde kız ve erkek çocuklar için okullar açmaya başladı. Aynı zamanda sağlam aileler oluşturulması ve annelerin bilinçlendirilmesi açısından İsmailiye’de “Anneler Enstitüsü” açıldı. Diğer yandan aynı şehirde bir lokal ve fabrika, Mahmudiye’de bir tekstil ve halı fabrikası ile tefsir ve hadis ilimlerinin okutulduğu bir Enstitü açıldı.

Görüldüğü gibi İhvan hareketi, toplumu bütün üniteleri ile kucaklıyordu. Evet: “İhvan-ı Müslimin’in Hasan el Benna tarafından çizilen ve yönlendirilen faaliyet programları dini, sosyal, kültürel, ekonomik ve sportif alanlarda etkili olmuş teşkilat camiası Mısır halkı için dengeli ve adil bir toplum örneği meydana getirmek istemiştir.”

Söz ve davranış uygunluğu içerisinde tutarlı bir insan olan Hasan el-Bennâ, İslâm ekonomisinin başarısını göstermek için endüstri, ticaret ve basın sahasında faaliyet gösteren yedi tane şirket kurmuştu. 4 bin ilâ 60 bin Mısır lirası altında değişen şirket sermayeleri, Müslüman Kardeşler Teşkilâtı'nın üyelerinden yatırımda hissedar olmak üzere toplanmıştır. Bu şirketlerde çalışan işçiler, hissedar olmaya teşvik ediliyorlardı. Şirketler başarı sinyalleri verdiler. Fakat 1948'de hükümet feshedildiği zaman yeni hükümet, çok geçmeden bu şirketleri müsadere etmiş ve kamulaştırmıştır. Hasan el-Bennâ, üyelerin maaşlı istihdam yerine serbest yatırıma öncelik vermelerini, zengin olma şekli önemli olmaksızın ekonomik sahada yer tutmalarını ve İslâm dünyasında üretilmiş olan mamulleri kullanmalarını istemiştir.

Öte yandan şehir şehir, köy köy geziliyor, konferanslar ve sohbetlerle her kesime açılma sağlanıyordu. Cemaat başlarında “Naib-ül âmm” unvanlı liderleri ile aşk ve şevkle hizmetten hizmete koşuyorlardı. Bu öyle bir topluluktu ki Said Havva’nın dediği gibi; “Hasan el Benna’nın kurduğu anlamda bir cemaati bulmak gerçekte az rastlanacak bir durumdu.”

Bu başarıyı Mısır’ın sayılı ilim adamlarından biri Merhum Said Havva’ya şöyle anlatmış: “İnançsızlık seli bütün Mısır’ı kaplamıştı. Küfür ve inançsızlık her tarafa yayılmıştı. Bunlarla birçok kimse savaştı. Ezher İslam Üniversitesinin birçok değerli öğretim üyesi ve diğer İslami kurumların lider ve önderleri de bu inançsızlık selinin önüne geçemediler. Sonunda Hasan el Benna geldi. Bu selin önünde büyük bir duvar ördü. Böylece inançsızlığın her türlü kötülük ve tehlikesini önledi.”

O sıralar Mısır’da okuyan merhum edibimiz Ali Ulvi Kurucu beyefendi, İmam Hasan el Benna ile ilk tanışmasının şöyle anlatıyor: “Kahire'de bir gece Mustafa Runyun ve Ali Yakup Efendilerle birlikte yurdumuza dönerken karşıdan dört beş kişilik bir grup geliyordu. Güzel ve net bir Arapçayla konuştuklarından söylediklerini anlayabiliyorduk. Tam yanımızdan geçerlerken aralarında nur yüzlü bir zat dikkatimi çekti. Runyun kardeş dedi ki: “Şu zat konferanslar veren ve Müslüman kardeşlerin başkanı olan Hasan El-Benna'dır.”

El-Benna isminin söylendiğini duymuş olmalı ki; adımlarını geri alarak bize selâm verip, "Kardeşler kimlerdir?" Dedi. Kendimizi tanıtınca hocanın candan tebessümü, sadakatle el sıkması ve gözlerindeki parlaklık çok dikkatimi çekmişti ki; onu çoktan tanıyormuşum gibi sevdim. "Sizin yurda yakın konferanslarımız oluyor buyurun," dedi, ayrıldık.

Bu zatın ilahi nuru ve samimiyeti kalbimi fethetmiş idi. ilk konferansına bir kardeşle gittik. Gençlerin ruhuna hitap ederek gayet fasih ve beliğ üslubu ile kolay anlaşılan cümleler kullanıyordu. Benna'nın gönül genişliğini, tevazuunu ve bütün varlığı ile çalıştığını görünce dedem, babam ve amcam gözümün önünde canlandılar. Konferansta bizi fark etti ve yanına çağırdı. Tokalaşırken adımı söyleyince hafızasının kuvvetine hayret ettim.

İkinci konferansını sabırsızlıkla bekliyordum. Gençliğe kendini sevdiren, onların fikirlerine ışık tutan, sohbetleriyle ruhlarını doyuran, gayretlerini destekleyen ve ilim sahalarında daha başarılı olmaya teşvik edendi. Gelenler arıların çiçeklere koştuğu gibi meselelerin özüne vararak istifade etmek istiyorlardı. Akşam ve yatsı namazlarını kıldırıp cemaate dönerek şöyle diyordu:

Bugün okuduğumuz ayetlerden anladığımız kadarıyla şu manaları sezebiliyoruz. Sizin kafanıza takılan veya açıklanmasını istediğiniz noktalar varsa buyurun sorun, beraber konuşalım. Böylece o gün işlenecek konuya dikkati çekiyordu. Kuran-ı Kerim'den, gününe ve münasebetine göre örnekler vererek dünya ve Ahiret âlemleri arasında bağ kuruyordu.

Cemaatle kendisi arasında saygı hâkimdi. Gençlere "ya ahi" (kardeşim) ve yaşlılara "seyyidi" (efendim), diye hitab ederek herkesi kucaklar, alâka gösterirdi.”

HASAN EL BENNA’NIN ULEMA İLE MÜNASEBETİHasan el Benna çok geniş ufka sahip bir insandı. Hareketini bütün Müslümanlara mal etmek ister, inhisarcı düşünceden fersah fersah uzak dururdu. Çevresindeki bütün âlimlere büyük alaka gösterirdi. Şimdi onun ”mezhepsizlik ve modernistlikle” itham eden bazı safderunlara cevap teşkil edici bir hatıraya yer vermek istiyoruz. Yine Ali Ulvi Bey merhum anlatıyor:

Vaktiyle Mısır maarif bakanı ve son günlerde ayan başı olan Dr Mustafa Heykel paşa Fransa’da okumuş, yazı ve fikirlerinde Fransız kültürünün hâkim olduğu sezilmekte idi. O günlerde Fransa’da Peygamber Efendimiz(sav) hakkında bir kitap çıkmış. Mucizeleri İnkâr ediyor ve Peygamberleri Allah’ın seçtiği kimseler olarak değil de sıradan büyük adamlar olarak görüyormuş. Heykel Paşa bu görüşlerin tesirinde kalarak, Fransızca “Hayat-ı Muhammed” isminde bir kitap yayınlar. Bu kitapta mucizeler tevil edilip bunların hayat kanunlarına aykırı olduğunu iddia eder.

Bu kitaba cevap yazılmak istenir, fakat felsefi yönü yabancı lisanla yazılı ve itikat meselesi olduğundan Ezher’den bir heyet Mustafa Sabri Efendiye(Tokatlı, son şeyhülislamlarımızdan) gelir. Bu vazife kendisine teklif edilince hoca kabul eder. Kitap hazırlanır, fakat zaman harp günlerine tesadüf ettiğinden imkânsızlar ortaya çıkar.

Bu olup bitenlerden Hasan el Benna’nın haberi olunca Mustafa Sabri Efendiye gelir. O ziyarette bizzat bulunmuştum. El Benna şöyle dedi; “ Efendim! Siz böyle bir kitap yazmışsınız, fakat bastırma imkânı yokmuş. Biz iki yüz adet alabiliriz.” Sonunda kitap basılır ve hizmete vesile olur.

Yine Ali Ulvi beyin hatıralarından öğrendiğimize göre, Benna Kahire’ye geldikten sonra merhum şairimiz Mehmed Akif ile de tanışmışlar ve birbirlerini çok sevmişler: “Türk millî şairi Mehmed Akif, Mısır'da kaldığı yıllarda Üstad Hasan El Benna ile bir bayram toplantısında görüşmüşler ve aralarında bir dostluk kurulmuş.

Üstad Hasan El Benna'yla Medine'de bir sohbetimiz daha oldu. Üstad, Mehmed Akif'ten bahsederek istiklal Marşı hakkında şöyle dedi: “Bu şiirin bir hikâyesi vardır. Türk yurdu düşman istilasından kurtulduktan sonra bir istiklal marşı yazma fikri ortaya atılır. Müsabaka tayin edilir ve yüz küsur şiirden bu şiir birinci gelir. Millet Meclisinde dört defa ayakta okunur. Bu şairin, meclise gelirken giydiği üzerindeki palto dahi arkadaşının olduğu halde kendisine teklif olunan ikramiyeyi reddeder.

"Bu mükâfat benim değil, şehit düşen Mehmetçiğin, muzaffer ordunun ve milletindir. İhlâs için bir örnek vermek istersek bu davranıştan daha çarpıcı misal veremeyiz, deyip, İstiklal Marşı'ndan bazı beyitleri okumamı istedi. Kardeşler bazı beyitlerin tercümesini isteyip kaydettiler

Bu arada sırası gelmişken Üstad Bediüzzaman’ın da Hasan El Benna’ya bir mektup yazdığını ama bu sıralar Benna şehid edildiğinden mektubun ulaşamadığını belirtebiliriz.

*Nebba; Haberci demektir. Nebi kelimesi de aynı kökten gelir. Haber getiren demektir.

Salih Okur


_________________
Biri Ecdadima Küfrettimi boğarim.
Boğamasamda yanımdan kovarım..
Yumuşak başlıysam kim dedi uysal koyunum..
Kesilir ama çekmeye gelmez boynum..
Mehmed Akif Ersoy
 Oylanmadı commando offlineKişisel Galeri - commandoKullanıcı profilini görÖzel mesaj gönderE-mail'i gönder
Mesajları göster:      
Yeni Başlık GönderCevap Gönder
Önceki başlık Arkadaşına GönderYazdırÖzel Mesajlarınız Sonraki başlık


Bu başlığı gezen kullanıcılar:0 Kayıtlı, 0 Gizli, 0 Misafir ve 0 Bot
Kayıtlı Kullanıcılar: Yok

Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti dosyaları gönderemezsiniz
Bu forumdaki dosyaları indiremezsiniz
Bu forumda eklenti önizlemelerini/linklerini görebilirsiniz
Etiketler: abdulmecid, adami, adi, adim, adinda, aglama, ahlaki,

Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forumlar Cevaplar Son Gönderilen
Yeni mesaj yok HaSaN HuSeYiN Misafir Edebiyat/Felsefe/Şiirler 2 05 Ocak 2004, 20:01 Son Mesajları Gör
sevdamsin1
Yeni mesaj yok Hasan Balıkçı vişne Hayatın İçinden 2 19 Kasım 2004, 17:11 Son Mesajları Gör
Eternity
Yeni mesaj yok Hasan Sabbah tush Paylaşmak İstiyorum 0 21 Eylül 2007, 13:14 Son Mesajları Gör
tush
Yeni mesaj yok Hasan Şaş korkuttu RSS-Haber Aktüel 0 16 Ekim 2007, 22:55 Son Mesajları Gör
RSS-Haber
Yeni mesaj yok Hasan Şaş noktayı koydu RSS-Haber Aktüel 0 03 Aralık 2007, 08:00 Son Mesajları Gör
RSS-Haber


Bu Siteye Ait Çerezleri Sil

© 2003, 2049 Türkiye Forum :: Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group :: FI Theme
Tüm saatler GMT +2 Saat :: :: Forum Arşivleri
Hata: sayfa oluşturma = 2.16627 saniye, sql sorguları = 40
Türkiye Forum başlık özet akışları

Reklam alanı

CBACK CrackerTracker tarafından korunuyor
25271 Girişim engellendi.


phpBB Türkiye

Forum Haritası: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 86, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133