Ana Sayfa
Gruplar  •  Site Yönetimi  •  Özel Mesajlarınız   •  Giriş   •  Kayıt
Reklam alanı
Ana Sayfa
Ana Sayfa
Forumlar
Forumlar
Yardım
Yardım
Arama
Arama
Albüm
Albüm
Kurallar
Kurallar
Linkler
Linkler
Makaleler
Makaleler
Oyunlar
Oyunlar
Sohbet
Sohbet
Üyeler
Üyeler
İstatistikler
İstatistikler






İslam Dünyası forumunda Çeçenistan Köşesi konu başlığının kısa özeti; Çeçenistan 'Ebu Gureyb'ten farksız Çeçenistan'daki anaları ve ailelerin çektikleri acılar, Amerika ve İngiltere'nin yıktığı Irak'ta yaşayan halktan veya İsrail'in işgal ettiği Filistin toprak...

Bu başlığı gezen kullanıcılar:0 Kayıtlı, 0 Gizli, 0 Misafir ve 0 Bot
Kayıtlı Kullanıcılar: Yok

Sayfa 1, 2  Sonraki

 
Yeni Başlık GönderCevap Gönder Digg it Stumble it Submit to Del.icio.us Diigo it Prefound it Reddit it Facebook it Blink it Slashdot it Linkagogo it 
Önceki başlık Arkadaşına GönderYazdırÖzel Mesajlarınız Sonraki başlık
Yazar Mesaj
commando
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu



Kayıt: 14 Nisan 2005
Mesajlar: 2134
Tema: Parthenos (31785)

Yaş: 33

turkey.gif

Cinsiyet:Erkek Aslan Kedi

Puan: 2559
Mesaj Tarih: 29 Mart 2006, 11:58   Mesaj konusu: Çeçenistan Köşesi
Alıntıyla Cevap VerSonraki Mesaj



Çeçenistan 'Ebu Gureyb'ten farksız


Çeçenistan'daki anaları ve ailelerin çektikleri acılar, Amerika ve İngiltere'nin yıktığı Irak'ta yaşayan halktan veya İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarındakilerden pek de farklı değil. Hepsi de insanlık dışı, çocukları ve kadınları hedef alan saldırılara maruz kalıyorlar. Hepsinin de işgal güçlerinden çektikleri zulümler günden güne artıyor.

Gerek Filistin, gerek Irak gerekse Çeçenistan'da zulme maruz kalanların en başında kadınlar yer alıyor. Bütün insan hakları savunucularının görmezden geldikleri Çeçenistan'da kadınlar, en kötü muamelelerle karşı karşıya kalıyorlar.

Ruslar'ın temizleme(soykırım) operasyonlarında hamile kadınlar, Rus ordusu tarafından tecavüze uğruyorlar ve öldürülüyorlar. Ve hamile kadınları öldürürken kendilerine şöyle diyorlar; 'sen bir teröriste hamilesin'. Rusya'da yaşayan Çeçenler Kurumu ile ilişki içerisinde olan Newyork İnsan Hakları Örgütü, hazırladığı raporda Çeçenistan'ın Rus Ordusu'nun soykırım operasyonlarına hedef olduğunu, şiddetin ve kahrın her çeşidini gördüklerini ortaya koyuyor.



TECAVÜZ VAHŞETİ!



Rapor ayrıca Çeçenistan halkının, Rus Ordusu tarafından topluca zorla tarlaya götürüldüğünü, orada kocalarının gözleri önünde kadınlara tecavüz edildiğini, eşlerini kurtarmak isteyen 68 kişinin de elleri bağlanarak bir kamyonete taşınarak aynı şekilde tecavüze uğradıklarını açıklıyor.

Zehra İnikalu, kabus gibi günleri şu sözleriyle aktarıyor, "23 Ağustos 2002 sabah saat 5 idi.

İçleri Rus askerleriyle dolu yaklaşık 100 araba vardı. Askerlerin 20 tanesi maskeliydi ve ayaklarımıza ateş açıyorlardı. Bizden nüfus cüzdanlarımızı istediler. Getirdiğimizde ise hepsini alıp yırttılar. Daha sonra komşumuz olan Magumidof Ailesi'nin evine gittiler. Kısa bir süre sonra ateş sesleri ve komşumuzun 15 yaşındaki kızı Emine'nin çığlıklarını duyduk.

Ardından da erkek kardeşinin çığlıkları 'bırakın onu, onun yerine bizi öldürün'. Sonra açılan ateşlerin arttığını duyduk.

Ardından pencereden OMON (Federal Rus Silahlı Kuvvetleri) subayını gördük. Emine'ye tecavüz etmişti. Emine ise kendisine isabet eden kurşun sebebiyle kanlar içindeydi."

Vakit Gazetesi



_________________
Biri Ecdadima Küfrettimi boğarim.
Boğamasamda yanımdan kovarım..
Yumuşak başlıysam kim dedi uysal koyunum..
Kesilir ama çekmeye gelmez boynum..
Mehmed Akif Ersoy
 Oylanmadı commando offlineKişisel Galeri - commandoKullanıcı profilini görÖzel mesaj gönderE-mail'i gönder
commando
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu



Kayıt: 14 Nisan 2005
Mesajlar: 2134
Tema: Parthenos (31785)

Yaş: 33

turkey.gif

Cinsiyet:Erkek Aslan Kedi

Puan: 2559
Mesaj Tarih: 29 Mart 2006, 12:06   Mesaj konusu:
Alıntıyla Cevap VerSonraki MesajÖnceki Mesaj


Cumhurbaşkanı Abdulhalim
Sadulayev, 'Liberty' radyosunun
Çeçence şubesi ile söyleşi yaptı.
Çeçence'den tercümesi


Martanov Baudi: ÇİC (ÇEÇENİSTAN İÇKERİYA CUMHURİYETİ) Cumhurbaşkanı Aslan Mashadov’un Çeçenistan’ın Devkar-Ovl köyünde öldürülmesinin üzerinden üç ay geçti. Rus hükümetinin hesabı tutmadı. Ölümünden sonra da Çeçen Direnişi Rus işgaline öldürücü darbeler indirmeye devam ediyor. Çeçen Direnişin başına A-H. Sadulayev geçti. ‘Liberty’ radyosunun sorularına ilk kez cevap veriyor Çeçen Başkan. Materyali Aslan Ayubov hazırladı.


Ayubov Aslan: Abdulhalim Sadulayev Çeçen askerlerin başına geçeceğini hiçbir zaman düşünmemişti. Ama bu yılın Mart ayında olanlar onun hayatında her şeyi değiştirdi. 8 Mart Devkar-Ovl’da Çeçen Cumhurbaşkanı Aslan Mashadov öldürüldü. Kısa bir süre sonra ÇİC DSK Şura Meclisi, yeni Cumhurbaşkanının seçilmesi için Urus-Martan’da toplandı. Katılanlardan biri bize, Direniş liderliğine Şamil Basayev’in istendiğini yazmıştı. Fakat o, Aslan Mashadov’un, Abdulhalim Sadulayev’i halefi olarak gösterdiğine dayanarak, ret etti. O zaman 38 yaşındaki Abdulhalim Sadulayev Çeçen Direnişinin başına geçti. Abdulhalim Sadulayev Cumhurbaşkanı yardımcılığına nasıl geldiğini anlatıyor.


Abdulhalim Sadulayev: 2001 yılında Aslan Mashadov, benim bu göreve atanmam hakkında kararname yazdı ama uzun zaman yayınlamadı çünkü ben hep ret ediyordum. Başkanın verdiği her hangi görevi yerine getirmeye hazırdım, ama devlet başkanının ağır görevini üstlenmeye hazır değildim. Fakat, Aslan Mashadov 2002 yılında benim göreve atanmamı ÇİC DSK Şura’da gündeme getirdi ve sonuçta kararname çıktı. Ben hiçbir zaman Aslan Mashadov’un yerine geçeceğimi zannetmedim, çünkü liderlik meyilim yok benim. Ama bugün, savaş zamanında herkes kendi görevini yapmak zorunda. Ülkemizi işgalcilerden temizlediğimizde daha iyi olanları seçeriz.


Ayubov Aslan: Abdulhalim Sadulayev, Aslan Mashadov’un öldürülmesinin Çeçen savaşçılar için ağır darbe olduğunu, ama savaşın bir kişiye bağlı olmayıp, direnişin durmayacağını belirtiyor.



Abdulhalim Sadulayev: Bugün, Aslan Mashadov’un ölmüş olması bizim için çok büyük kayıptır ve herkes bunu biliyor. Ama ne kadar iyi insan olsa da, o sadece halkından biri. Bunun için liderlerin göçü Direnişin tümünü durdurmaz. Hayatta kalanlar mücadeleye devam edecekler.


Ayubov Aslan: Abdulhalim Sadulayev’i, Aslan Mashadov’un siyasetinde ne gibi değişiklikler yapacağını, sorduk.

Abdulhalim Sadulayev: Bizim davamızda değişiklik olmayacak. Yolumuz doğrudur. Aslan, başında olduğu işi biliyordu ve değer veriyordu. Onun için hayatını da vermeye razı idi. Ve bu dava için, gözünü bile kırpmadan, hayatını verdi. Bizim yolumuzda bir değişiklik olmayacak. Zaten ihtiyacımız da yok böyle bir şeye.


Ayubov Aslan: Abdulhalim Sadulayev Çeçen halkı için sadece bir perspektif görüyor Devletin egemenliğine ulaşması. Ancak kendi bağımsız devletinde Çeçenler hak ve şereflerini savunabilirler


Abdulhalim Sadulayev: Bizim bir yolumuz var – devletimizin bağımsızlığına ulaşması, ancak bağımsız bir devlette insanlar haklarını savunabilir ve özgürlüklerini elde edebilirler. Tiranik bir devlette insanların hiçbir hakkı yok. Rusya’nın tarihi bunu iyi gösteriyor. Bakıyorum Rus televizyonunda polisler tutuklanan insanları ayakları ile dövüyorlar. Rusların bunu saklayacak aklı bile yok. Yani bu ya aptallıktır yada insanları hor görmektir. Demokratik denen devletlerde suçsuz bir insan kelepçelendiğinde dava açar ve polisler cezalandırılır. Rusya’da insanların haksızlığa uğraması bir norm oldu. Bunun için Rusya’da ahlaki ve hukuki dayanak yoktur ki, Çeçenistan’a "düzeni sağlamak" ve "insanlarımızın haklarını" savunmak için saldırdığını söyleyebilsin. Ruslar, kendilerinin hiçbir zaman sahip olmadığını nasıl başkasına verirler.


Ayubov Aslan: Abdulhalim Sadulayev tüm iç ve dış siyasetinin birlik sağlama amaçlı olduğunu belirtiyor. Sözlerine göre, az olan Çeçen halkı tek bir yumruk gibi olmalıdır.


Abdulhalim Sadulayev: Eğer yolumuzu az da olsa destekliyorsa, kimseyi uzaklaştırmam. Güçlerimizi tek yönde birleştirmek zorundayız. Söz konusu olan benim sabrım değil, halkımın tarihi yolunda birlik içerisinde olma ihtiyacıdır.


Ayubov Aslan: Şamil Basayev’in Budennovsk kentinde 1500 rehine almasının yıl dönümüdür yakında. İkinci savaşta da Basayev silahsız kişileri rehin almıştı. Abdulhalim Sadulayev’den bu tip eyhlemlere nasıl baktığını öğrenmek istedik.


Abdulhalim Sadulayev: Biz bugün düşmana maksimum ideolojik ve psikolojik zarar vermeliyiz. Ama hedeflerimiz ekonomi ve askeri objeler olmalı. Aslan Mashadov’un ölümüne yakın zamanda bu konuyu konuştuk onunla. Aslan, mücahitlerin ancak devlet önemi taşıyan hedeflere saldırmasını isterdi. Bu bizim hakkımız, her savaşta olduğu gibi. Fakat, savaş harekatlarında payı olmayan silahsız kadın ve çocuklara saldırılar mümkün değildir. Bizim pozisyonumuz her zaman aynıdır: biz terörizmi kınıyoruz. Bu bizim yolumuz, metodumuz değildir.



Fakat, unutmamak gerekir ki, bu tip eylemler Rus askerlerin sınırsız acımasızlığından ileri gelmektedirler. İşkenceler, kaçırılmalar, kitlesel katliamlar – bunların hepsini yapıyor Rus işgalciler bizim topraklarımızda. Sadece çocuklarımızı 50 bin kadar yok ettiler! Hiçbir aile yok ki, içinde kayıp kederi yaşanmasın.


Ayubov Aslan: Alu Alhanov, Çeçenistan’da durumun istikrara doğru yürüdüğünü bildiriyor. Abdulhalim Sadulayev’dan sorduk: "Halk bu iktidarı kabullenmiş olabilir mi?"


Abdulhalim Sadulayev: Bu Rus kuklaların Çeçen topraklarında yaptıkları, cinayet ve katliamları, insanları öyle hale getirdi ki, bu hainlere yaptığımız her saldırı onları sevindiriyor. Mesela, geçenlerde Samaşki köyünde "temizlik" vardı. Hainler insanların mal varlığını kendi aralarında yarışırmış gibi yok ediyor, eziyorlardı. İşgalciler de onların çabalarını gözetliyorlardı. Bunu herkes gördü. Çeçenlerden, Müslümanlardan hiçbir şey kalmadı onlarda. İnsanlar nasıl olurda kendi cellatlarını destekler, onları kabul eder?


Ayubov Aslan: Abdulhalim Sadulayev’i Çeçenistan’da barış perspektifleri hakkında sorduk. Dedi ki, Kremlin sadece Çeçenistan’da değil, K. Kafkasya’nın her yerinde istikrarsızlık doğuruyor.



Abdulhalim Sadulayev: Putin ve onun generalleri Kafkasyalıların hepsinde düşmanlarını görüyor. Mücahitlerin yeni birliklerinin ortaya çıktığını söyleyerek, sivillere saldırılar düzenliyor ve Kafkasya’nın her yerinde Direniş ocakları yakıyorlar. Cezalandırıcı içgüdüleri hariç Putin’in Kafkasya’da hiçbir belirgin siyaset türü yok. Bunun açık delili, Mahaçkale’de saldırıdan sonra mücahitlerin sayısı Groznı’dekileri neredeyse geçti. İnguşetya’da da Rus ordusu Çeçenistan’da ki gibi saldırılar düzenlemeye başladı. Kabartay-Balkar’ın da bundan geri kalacak hali yok gibi. Karaçay-Çerkes cumhuriyetinde de durum buna benzerken, Adıge hala sakin. Ama Ruslar, bu ülkeyi de ihtilaf bölgesine çekmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Kalmıkya’da Putin, valileri atamaya dair yeni kanunu kullanarak onu oradan almaya ve kendi adamını koymaya uğraşıyor.


Ayubov Aslan: Herhangi bir savaş er yada geç biter. Abdulhalim Sadulayev, Putin’in kendi kendisini demeçleri ile barış şansından yoksun bıraktığını düşünmektedir. Abdulhalim Sadulayev, savaşın Çeçenlerin boyun eğmeleri ile bitmeyeceğinden emin.


Abdulhalim Sadulayev: Putin bu savaşı başlattı, ama bitirmek için kendine şans bırakmadı. Çünkü Çeçenler hiçbir zaman ezilmeyecekler ve boyun eğmeyecekler. Eğer daha akıllı bir siyaset adamı olsa, kendisini şartsız koşulsuz demeçlerle bağlamaz, geri çekilmek için kendisine bir şans bırakırdı. Petroldeki yüksek fiyatlar ordularını Çeçenistan’a göndermek için bir şans tanıyor ona, ama Rusya’da her sene kurbanlık asker eti azalıyor. O, biz onun boynunu kırana kadar savaşacak. Ama biz yorulmadık, yıkılmadık ve zayıflamadık ve düşman bizim ülkemizdeyken, güçlerimiz azalmayacaktır. Her geçen gün daha güçlü oluyoruz.

Kavkaz Center


_________________
Biri Ecdadima Küfrettimi boğarim.
Boğamasamda yanımdan kovarım..
Yumuşak başlıysam kim dedi uysal koyunum..
Kesilir ama çekmeye gelmez boynum..
Mehmed Akif Ersoy
 Oylanmadı commando offlineKişisel Galeri - commandoKullanıcı profilini görÖzel mesaj gönderE-mail'i gönder
Affedilmeyen
Best of TurkiyeForum
Best of TurkiyeForum



Kayıt: 24 Ocak 2006
Mesajlar: 5944
Tema: Parthenos (31785)
Nerden: Konya
Yaş: 18

turkey.gif

Cinsiyet:Erkek Oğlak Yılan

Puan: 6774
Mesaj Tarih: 29 Mart 2006, 13:08   Mesaj konusu:
Alıntıyla Cevap VerSonraki MesajÖnceki Mesaj


Yıllardır özgürlük mücadelesi veren bu gözü kara insanlar, inşaallah bir gün mücadelelerinin mükâfatını alacaklardır.


_________________
Başına bir silah daya ve duvarları beyninle boya.
 Oylanmadı Affedilmeyen offlineKişisel Galeri - AffedilmeyenKullanıcı profilini görÖzel mesaj gönder
commando
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu



Kayıt: 14 Nisan 2005
Mesajlar: 2134
Tema: Parthenos (31785)

Yaş: 33

turkey.gif

Cinsiyet:Erkek Aslan Kedi

Puan: 2559
Mesaj Tarih: 31 Mart 2006, 15:47   Mesaj konusu:
Alıntıyla Cevap VerSonraki MesajÖnceki Mesaj


ÇEÇENİSTAN'DA YAŞANAN İNSANLIK DRAMINA ARTIK DUR DENİLMELİ!

Soğuk Savaş'ın son bulmasının ardından oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye kendine çok güçlü bir yer edinmeyi hedeflemişti. Özellikle de SSCB'nin dağılmasıyla birlikte Kafkasya ve Orta Asya'da şekillenen yeni yapılanma içinde Türkiye daha etkin bir konuma yerleşecek, ekonomik ve politik anlamda lider bir ülke konumuna gelecekti. Çünkü bağımsızlıklarını birer birer ilan eden bu cumhuriyetlerle Türkiye arasında hem din, hem dil, hem kültür, hem de tarihi açıdan çok güçlü bağlar bulunmaktaydı. Buna göre Türkiye ile bu ülkeler arasında bir bütünleşme olacak ve Türkiye bu yakınlaşmanın sonucunda çok büyük kazanımlar elde edecekti.

Ancak beklenen bütünleşme ve yakınlaşma ne yazık ki geride kalan on küsur yıl içinde sağlanamadı. Türkiye pek çok alanda hedeflediği bütünleşmeyi gerçekleştiremedi. Çünkü Orta Asya ve Kafkasya başka bir ülke için de çok büyük bir önem teşkil ediyordu ve özellikle Kafkasya bu ülkenin pek çok açıdan hayat damarıydı. Bu ülke Rusya'ydı ve Rusya'nın Kafkasya'yı tamamen "başıboş" ve aynı zamanda da Türkiye'nin eline bırakmaya hiç niyeti yoktu. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra eski Sovyet coğrafyasındaki pek çok ülkede bu sancılı dönem yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor. Kazakistan'da, Türkmenistan'da, Azerbeycan'da, Özbekistan'da, Kırgızistan'da ve Dağıstan'da Rusya'nın yayılmacı politikasının etkileri asla silinmedi. Çünkü Rusya o ülkeleri hala kendi boyunduruğu altında ve kendi hayat sahası olarak görüyor ve görmeye de devam edecek. Bu ülkelerden özellikle bir tanesi var ki 400 yıldır Ruslarla bağımsızlığı uğruna yaptığı mücadeleden asla vazgeçmedi ve özgürlüğü için canı pahasına mücadele etti. Bu ülke tarihe cesurluğuyla, gözü karalığıyla ve bağımsızlığına düşkünlüğüyle geçen Çeçenistan'dır.

Çeçenistan Rusya için diğer Kafkasya cumhuriyetlerinden çok daha büyük önem taşımaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, başta petrol ve doğalgaz olmak üzere söz konusu bölgedeki yüksek rezervli doğal kaynaklardır. Sovyetler Birliği, Soğuk Savaş döneminde ihtiyacı olan tüm hammaddeleri bu ülkelerden çok ucuz fiyata alıp, kendi ihtiyacı için kullanıyordu. Hatta bu hammaddeleri işledikten sonra, aldığı ülkelere geri satıyordu. Böylece bu ülkeleri siyasi bağımlılığın yanında, ekonomik olarak da kendine bağımlı hale getiriyordu. Ancak SSCB'nin dağılmasından sonra kendisi için büyük bir hammadde kaynağı olan bu cumhuriyetlerin birer birer bağımsızlıklarını ilan etmesi, Rusya'yı da büyük bir çıkmaza soktu. İşte Hazar ve Kazak petrolleri üzerinde bu kadar oyun oynanmasının ve Rusya'nın bu kaynaklar üzerinde bu kadar hak iddia etmesinin nedeni bu hammadde ihtiyacıdır.

Yukarıda bahsettiğimiz ekonomik etkinin yanı sıra, Rusya'nın yüzyıllardır devam eden "yayılmacı politikası" da Orta Asya ve Kafkasya'da yaşanan karışıklıkların bir başka önemli nedenini oluşturmaktadır. SSCB'nin dağılmasından sonra kısa süreli bir bocalama dönemi geçiren Moskova, hemen toparlanmış ve bağımsızlığını ilan eden yeni cumhuriyetler üzerinde yeniden hakimiyet kurmak için çok yönlü girişimlerde bulunmuştur. Aslında Rusya'nın şu an bu cumhuriyetler üzerinde oynadığı oyunlar, Boris Yeltsin'in 1993 yılında yaptığı bir konuşmayla da ilk sinyallerini vermiştir. Yeltsin yaptığı bir açıklamada, "yitirdiği mevzileri yeniden ele geçirerek Rusya'nın süper güç niteliğini yeniden kazanacağını" ifade etmiştir. (Zaman Gazetesi, 12 Ocak 1994) Yani Rusya bu ülkelerin bağımsızlıklarını ilan etmelerini, özgürlüklerine kavuşup, kendi ayakları üzerinde duracak hale gelmelerini kabul edememekte, bu bölgeleri yeniden ele geçirilmesi gereken mevziler olarak görmektedir. Kazakistan'da, Azerbaycan'da, Dağıstan'da, Ermenistan'da ve Gürcistan'da yaşananlar da bu yayılmacı politikanın hayata geçirilmesinden başka bir şey değildir. Çeçenistan da bu yayılmacı politikanın hedefi olan ve bu nedenle de çok büyük zulümlere maruz kalan ülkelerden bir tanesidir.

Çeçenlerin Mücadele ile Geçen Şerefli Tarihleri

Çeçenistan'da yaşananlar hakkında hepimiz bugüne kadar çok şey duymuş ve okumuş olabiliriz. Ancak orada olanları anlayabilmek için son birkaç yıldır yaşananlar hakkında bilgi sahibi olmak yetmez. Çünkü Çeçen halkının bu şerefli mücadelesi bundan çok uzun yıllar önce başlamıştır ve çok kısa aralıklı kesintilerle yıllardan bu yana devam etmektedir. Ve bu mücadelenin temelinde belki de dünyanın en cesur halkı sayılabilecek bu halkın yazdığı bir destan yatmaktadır. Tüm dünyanın cesaret ve bağımsızlığa olan düşkünlüklerini kendilerine örnek aldıkları Çeçen halkının bu güçlü karakterini anlamak için tarihleri hakkında da kısa bir bilgi sahibi olmak gerekir.

Son 10 yıldır dünyanın gündeminden bir türlü düşmeyen Çeçenistan aslında çok küçük bir ülke. Yüzölçümü sadece 16 bin kilometrekare. Doğuda Dağıstan, güneyde Gürcistan, batıda ise İnguşetya'yla komşu... Şu an Rusya Federasyonu içerisinde Çeçenistan ile aynı durumda olan 19 özerk cumhuriyet daha var. Bu cumhuriyetler Rusya'nın genel topraklarının yüzde 28'i kadar bir yüzölçümüne sahipler. Rusya ise bu cumhuriyetler üzerinde hala çok büyük bir etkiye sahip ve bu etkinin hiçbir şekilde zarar görmesini istemiyor. Çeçenistan'ı kaybetmek ise bu ülkeler üzerinde nüfuzunun kırılması ve bağımsızlığa düşkün Çeçen halkının diğer ülkelere bir örnek teşkil etmesiyle sonuçlanacak. Zira toplam nüfusları ancak Kızıl Ordu'nun asker sayısına ulaşabilen 16 bin kilometrekarelik Çeçenlerin 16 milyon kilometrekarelik Rusları hezimete uğratması, diğer Kafkas cumhuriyetleri ve özerk cumhuriyetlerde de bağımsızlığın fitilini ateşleyebilir. Kağıt üzerindeki bu abartılı dengesizlik ilk bakışta her şeyi Rusların lehine gibi göstermesine rağmen, tarihinin hiçbir döneminde, hiçbir kayıt ve şartla dahi olsa Çeçenler Ruslara boyun eğmemişlerdir ve eğmeye de hiç niyetleri yoktur. İşte bu korku, Rusların "Çeçensiz bir Çeçenistan" özlemini doğurmaktadır. Çünkü Kafkaslar'daki bağımsızlık hareketini canlandırabilecek tek ülke Çeçenistan, tek halk da Çeçenlerdir.

Yukarıda saydığımız nedenlerden ötürü 1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Çeçenya, Rusya için tüm bir Kafkasya anlamına gelmektedir. İmam Mansur'un 1780'li yıllarda başlattığı tüm Kafkasları tek bir çatı altında toplamayı hedefleyen Birleşik Kafkasya fikri, Rusların korkulu rüyasıdır. Çeçenya'nın bağımsızlığı, bir anlamda Birleşik Kafkasya ideali için ilk ve en önemli adımdır. Çeçenlerin diğer cumhuriyetler üzerindeki bu etkisinin bilincinde olan Rusya'nın bu ülkenin üzerine bu kadar gitmesinin önemli nedenlerinden biri de işte bu korkudur. Rusya, Çeçenleri tek bir kişi kalmadan yok ederek, öncelikle Kafkasya'yı sonra da milyonlarca kilometrekarelik topraklarını garanti altına almaya çalışıyor. Fakat ne Ruslar ne de diğer ülkeler Çeçenistan'ın bu kadar güçlü bir direniş göstereceğini ve bağımsızlıklarına bu kadar düşkün olduklarını tahmin etmiyorlardı.

Çeçenler bağımsızlık uğruna herşeyi göze almış durumdalar ve bu kararlarından da kolay kolay döneceğe benzemiyorlar.Rusya, özellikle 1990'lı yılların başından itibaren Çeçenistan'da çok büyük hukuksuzluklara imza attı. Gerektiğinde çok çabuk bir şekilde tek vücut olabilen Çeçenleri silahla yok edemeyeceğini düşündüğü için, içlerinden çökertme yoluna başvurdu ve bunun için çok farklı yollar denedi. Seçimlere müdahale ederek kargaşa çıkarmaya çalışmaktan vaatlerle devlet adamlarını satın almaya, adam kaçırma ve terör hadiselerinden, kendi yanlısı olan din adamlarını kullanarak dini ayrılıklar oluşturmaya, ayrıca ekonomik ve siyasi baskılara kadar türlü yöntemlerle Çeçenistan'da kaos çıkarmaya, halktaki güçlü birliği bozmaya çalıştı. Ancak bu girişimlerinden beklediği başarıyı elde edemedi. Bunun yanı sıra dünyanın olan bitenlere göz yumması ve hiçbir şekilde müdahalede bulunmaması Rusya'yı daha da cesaretlendirdi, zulmüne devam etmesine fırsat tanıdı.

Rusya'nın Çeçenistan'ı 1991 yılındaki fiili işgali, merhum Cahar Dudayev tarafından bertaraf edilmesine rağmen, 1994 Kasım'ındaki ciddi tacizler aynı yıl 11 Aralık ayında fiili bir savaşa dönüştü. 100 binin üzerinde Çeçen bu savaşta hayatını kaybederken, 10 binlerce insan göç etmek zorunda kaldı. Çeçenya, tarihi ve ekonomik yüzlerce kaynağını bu savaşta yitirdi. Rusya Çeçenistan'ı "iç meselesi" olarak dünya kamuoyuna lanse ederken, dış dünyadan ciddi bir tepki görmedi. Tüm Çeçenya'da her metrekareye tonlarca bomba düştü. Tıpkı bugün de olduğu gibi kullanılması yasak olan kimyasal silahlarla insanlar dünya tarihinde eşi görülmemiş bir soykırıma tabi tutuldu. Ancak tüm bu zorluklara rağmen 1996 Ağustos ayına gelindiğinde hiçbir şekilde yılmamış ve kendi toprakları için her şeyleriyle mücadele eden Çeçenlere karşı Ruslar yenilgiyi kabullenmek durumunda kaldılar. 1996 Ağustos'unda ve 1997 Mayıs'ında en üst düzeyde imzalanan anlaşmalarla Çeçenistan'ı ayrı bir devlet olarak kabul etmek durumunda kalan Rusya, 2001 yılının sonuna kadar bu durumu benimsemiş gözüktü.

Çeçenistan'ın Ruslar karşısında elde ettiği bu müthiş başarı ve hiçbir zorluk karşısında yılmayan bağımsızlık mücadelesi diğer cumhuriyetleri de çok derinden etkiledi. 1998 yılında Çeçenistan'ın başkenti Grozni'de Kuzey Kafkas halklarının öncülüğünde "Kuzey Kafkasya Halkları Şurası" toplandı. Bu buluşma sonrasında Kuzey Kafkasya halkları arasında çatışma çıkmaması ve olası bir Rus saldırısına karşı birbirlerine destek konusunda tüm katılımcı ülkelerce fikir birliğine varıldı. İşte bu birlik Rusya'nın yıllardır içinde yaşattığı büyük korkunun yavaş yavaş hayata geçirilmesi demekti.

Bir yıla yakın bir süredir devam eden savaş da bu kararlarla ve oluşmaya başlayan birlikle doğrudan ilgili. Çatışma, Rusların 1999 yılının ilk aylarında Dağıstan'daki bazı köyleri kuşatarak bombardımana tutmasıyla başladı. Toplam 1500 kişilik nüfusu olan bu köyler kendilerine bir önder olarak gördükleri Çeçenistan'dan yardım istediler. Ruslara karşı yaptığı cesur mücadele ile bir kahraman haline gelen Çeçen gazisi Şamil Basayev, 1999 yılının yaz aylarında Rus zulmünden kurtulmak için kendilerinden yardım isteyen Dağıstan halkına yardıma başladı. Bombardıman altında kalan köylerden sadece iki kişi kurtuldu. Bu köylerde çok büyük bir katliam yaşanmış ve masum insanlar sebepsiz yere vahşice öldürülmüştü. İşte Rusya ile Çeçenistan arasındaki yeni savaş bu şekilde başladı. Yani kamuoyunda yaratılmak istenen nedenler gerçekleri yansıtmıyordu. Ortada herhangi bir terörist faaliyet ya da ayrılıkçı teröristler yoktu. Çeçen nüfusunun yüzde sekseni, Müslümanlardan oluşan Dağıstan halkına insani bir yardımda bulunmuş ve Rusları karşılarına almayı göze almışlardı.

İşte Çeçenlerin diğer cumhuriyetler üzerindeki bu lider konumu, çatışmalar başladığı günden itibaren herkesin sorduğu: "Çeçenistan Rusya için neden bu kadar büyük bir önem taşıyor?" sorusunun da bir anlamda cevabı oluyordu. Çeçenistan'ın bağımsızlığına olan düşkünlüğü ve bu uğurda yaptığı cesur mücadele diğer bağımsız cumhuriyetler için çok büyük bir örnek teşkil etmektedir. Rusya Federasyonunun içindeki cumhuriyetlerin en önemli özellikleri ise birbirleriyle çok büyük bir etkileşim içinde olmaları ve bir ülkede yaşanan değişikliğin diğer ülkeleri de çok çabuk etkisi altına almasıydı. İşte bu nedenle Çeçenistan'ın bağımsızlığının aynı bir domino taşı gibi birbiri ardına diğer ülkeler üzerinde bir etki yaratması, Rusya'da çok büyük bir tedirginlik yaratmaktadır.

Rusların Kafkas halkına karşı uyguladığı böl-yönet politikası

Savaşın bu kadar şiddetli geçmesi ve Çeçenlerin bağımsızlık uğruna herşeyi göze almalarının altında yatan en önemli neden Çeçenlerle Rusların din, dil, kültür ve ırk olarak hiçbir ortak özelliklerinin olmamaları. Çeçenler hiçbir yakınlık duymadıkları Rusların himayesinde yaşamayı 1918 yılından beri reddediyor ve bu uğurda mücadele veriyorlar. Çünkü Çeçenistan bu tarihten SSCB'nin çöküşüne kadar Sovyet Rusya'nın hakimiyeti altında kaldı ve bu dönem içinde çok büyük zulümler gördü. Ruslar, Kafkas halkları arasındaki bütünlüğü ortadan kaldırmak, milliyetçilik duygusunu ve dini inançları yok etmek ve doğup büyüdükleri topraklarına olan bağlılıklarını tamamen ortadan kaldırmak için bu ülkeler üzerinde çok vahşi bir politika uyguladı. Buna göre kardeş ülkelerin toprakları birbirlerinden suni sınırlarla ayrılmış, bazı halklar başka ülkelere göçe zorlanmış, bazıları ise zorla evlerinden çıkarılıp yerlerine yeni topluluklar yerleştirilmiştir. Bunun en önemli nedeni bu topraklarda karışıklık ve kaos çıkarmak, kardeş halklar arasında düşmanlık yaratmak ve insanların ortak kültürlerini tamamen ortadan kaldırmaktır. Bu "böl-yönet" politikasında da Rusya kısmen başarılı oldu. Bugün Kafkasya'da yaşanan anlaşmazlıkların kökeninde o tarihlerden günümüze gelen anlaşmazlıklar yatıyor.

Çeçenistan'ın bağımsızlık özlemi

Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bu birliği oluşturan etnik grupların birçoğu bağımsızlıklarını ilan etti. Bazıları ise Rusya topluluğu içinde kalarak, ekonomik ilişkilerinde bağımsızlaşma yoluna gitti. Yıllar süren komünist Rus yönetimi altında çok büyük baskılar gören bir milyon nüfusa sahip Çeçenler ise Cahar Dudayev önderliğinde bağımsızlık savaşına başladılar. Komünist yönetimin altında yaşadıkları baskı ve şiddet dolu yılların ardından Çeçenlerin en büyük özlemi ibadetlerini rahatça yapabilecekleri, özgür ve bağımsız bir ülke kurmaktı. Ruslarla yaşanan on sekiz aylık şiddetli savaştan sonra kahraman Çeçenler 1996 yılında Rus ordularının çekilmesiyle bağımsızlığını ilan etti. Devlet Başkanı Aslan Mashadov ile Yeltsin arasında imzalanan anlaşmalarda açıkça Çeçenistan İçkeriya Cumhuriyeti ifadeleri yer aldı. Bu, Çeçenistan için büyük bir başarıydı. Fakat Çeçenistan'ın nihai statüsü, 2001 yılında Moskova'yla Grozni arasında yeniden görüşülmek üzere rafa kaldırıldı. Ruslar için Çeçenistan konusu henüz kapanmamıştı. Çatışmalar daha küçük çaplı olsa da devam etti, fakat savaş hali sona ermişti.

Yıllardır süren bu savaşın Rusya açısından çok önemli politik -iç ve dış- ve ekonomik yönleri bulunmaktadır. Son dönemlerde Rusya gerek ekonomik açıdan, gerekse politik açıdan çok sıkıntılı bir dönem yaşamakta, Rus halk yönetime karşı çok büyük bir güvensizlik duymaktaydı. Vaat edilen ekonomik refaha ulaşılamamış, ülkedeki dejenerasyon süreci çok büyük bir hız kazanmış, mafya Rusya'da çok büyük bir güç elde etmiş ve uluslararası platformda Rusya çok büyük bir güç kaybına uğramıştır. İşte bu nedenle Rusya Çeçenistan'ı halkın güvenini yeniden kazanmak için bir kurtarıcı olarak gördü. Böylece eski dikta anlayışı tekrar hortlatılacak, milliyetçi söylemlerle halkın gözü boyanacak, ekonomik ve politik açmazları görmemeleri için Çeçenistan savaşı halka göz boyayıcı bir destan gibi sunulacaktı. Ve bunda da kısmen başarılı oldular. Yapılan seçimlerde halk savaşın başındaki Başbakan Putin'e olan güvenini açıkça gösterdi. Böylece Yeltsin'den sonraki politikanın ana hatları da çizilmiş oluyordu.

Savaşın şiddeti giderek artacak, önümüzdeki aylarda gerçekleşecek olan seçimlere kadar da bu şekilde devam edecekti. Ve böyle de oldu. Bombardıman hiç hızını kesmeden ve yaşlı,kadın,çocuk demeden devam ediyor. Ruslar 2 Ekim 1999 tarihinde girdikleri Çeçenistan topraklarında önlerine çıkanları kadın, çocuk ya da yaşlı demeden tüm insanları acımasızca katlediyor. Aylardan beri sivil hedefler kesintisiz bombardımana tutuluyor. Halkın direnişini kırmak için de özellikle hastaneler, doğumevleri, çarşılar, mülteci konvoyları hedef olarak seçiliyor. Son günlerde gelen haberlere göre de Ruslar Çeçenlere karşı kimyasal bombalar, scud ve napalm füzeleri kullanıyorlar. Bunun yanı sıra Ruslar birçok Çeçen köyünün kullandığı Argun nehrine zehir kattı. Zehirli sudan içen kadın ve çocuklardan büyük çoğunluğu ölürken, yüzlercesi de hastane kapısında ölümü bekliyor. Suların zehirlenmesi nedeniyle içecek ve kullanılacak su bulamayan sivil halk çok zor günler geçiriyor.

Mültecilerin durumu da endişe verici boyutlarda. Mülteci bölgelerinde yapılan incelemeler insan hakları ihlallerinin çok büyük boyutlarda olduğunu gösteriyor. Savaştan kaçan Çeçen mültecilerin 250 bini İnguşetya'da, diğerleri de komşu bölgelerde korunmaya devam ediyor. Bu savaşlar esnasında Çeçenistan, nüfusunun dörtte üçünü kaybetti. Mülteciler altı ayı aşan savaşı da protesto ediyor. Bir kısmıysa Çeçenistan'a geri dönmek için sınırda kuyruklar oluşturuyor. Savaş Çeçenistan'ın güneyinde dağlarda sürüyor. Çeçenler Rus askerlerini rehin alıyor, Rusya'ysa ölen Çeçen savaşçılarını dünyaya açıklıyor. Rusya operasyon için şimdiye kadar 385 milyon dolar harcadığını açıkladı. Çeçenler geçen yıl Eylül ayından bu yılın 25 Temmuz tarihine kadar 21 bin Rus askerinin öldürüldüğünü bildirdi. Ruslar ise bu sayının 2500 olduğunu söylüyorlar. Aynı tarihler arasında 1460 Çeçen askerin öldüğünü bildiren Çeçenler, 45 bin sivilin öldüğünü söylüyorlar. Rusya'nın planı ise 2000 yılının Kasım ayına kadar kendileriyle mücadele eden tüm Çeçen savaşçıları yok etmek.

Rusların yeni oyunu: Moskova'da patlayan bombalar
Çeçenistan'da sivillere karşı yürüttüğü savaş Rus hükümetini her açıdan çok zor duruma sokuyor. Halk bu savaşı desteklemiyor, çünkü ölen Rus askerlerinin boşu boşuna öldüklerini düşünüyor. Bu savaş ekonomik olarak da Rusya'yı çok zor bir duruma sokuyor ve Rusya bu savaşın gerekçelerini dış dünyaya açıklamakta çok zorlanıyor. Ve nasıl oluyorsa, tam sıkıştığı bu dönemlerde Rus hükümetini rahatlatacak bir bomba Moskova'da sivillerin yaşadığı bölgelerde patlıyor. Ve ortada hiçbir delil bulunmamasına rağmen tüm patlamalar Çeçenlerin üstüne kalıyor. Bombaların ardından "Terörist Çeçenler" sloganları Rusya semalarında işitilmeye başlanıyor. Rus basını da hiçbir kanıt ya da kaynak göstermeden sert bir dille Çeçenlere saldırıyor. Oysa Çeçen Devlet Başkanı Aslan Mashadov olayların en başından itibaren "Ne Çeçen savaşçıların, ne istihbarat servislerinin ne de liderlerinin bu patlamalarla en ufak bir ilgisi yoktur" diyerek ölenlere başsağlığı diledi.

Halka yönelik gerçekleştirilen bu bombalar sayesinde Rus hükümeti Çeçenistan'a karşı yürüttüğü savaşı daha da şiddetlendirme hakkı kazanıyor. İşte bu nedenlerden ötürü artık şüphe götürmeyen gerçek bu bombalama olaylarının Rus gizli servisinin bir işi olduğu. Özellikle de saldırıların gerçek sorumlularının hiçbir zaman bulunmaması ise bu düşünceyi daha da güçlendiriyor. Yani Rus hükümeti sivillere yönelik sürdürdüğü savaşı meşru gösterebilmek için kendi halkını bombalamaktan çekinmiyor. Üstelik bu bombalardan günümüze kadar 300'e yakın sivil öldü.

Ruslar, Çeçenistan'da yaptıkları savaşı meşrulaştırmak için her zaman için Çeçenleri ayrılıkçı teröristler olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Oysa asıl teröristlerin Ruslar olduğu çok açıktır ve sivillere yönelik yapılan insanlık dışı olaylar bu terörizmi delillendirmeye yeterlidir. Ayrıca tarihçilerin kayıtlarına göre Çeçenler bölgenin yerli halklarıdırlar. Ruslar ise bölgeye 1700'lü yıllardan itibaren, istilacı olarak gelmeye başlamışlardır. Ayrıca saldıran taraf her zaman için Çeçenler değil Ruslar olmuştur. Bunun yanısıra savaş her zaman için Çeçen topraklarında olmuştur. Yani saldırı altında olan Ruslar değil, Çeçen sivillerdir. Yurtlarından sürülmek istenen, zulüm görenler Çeçenlerdir.

Yardım için hala geç değil

Ne yazık ki Çeçenistan'da yaşanan insanlık dramı tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşiyor ve bu zulme kimse dur demiyor. Orada yaşananları ayrılıkçı terörist saldırıları olarak göstermeye çalışanlar ise çok büyük bir soykırıma bir nevi ortaklık yapmış oluyorlar. İşte bu noktada Orta Asya'da lider ülke olma hedefindeki Türk hükümetine de çok büyük bir sorumluluk düşüyor. Hiç şüphesiz Çeçenistan'da yaşananlara dur demek için bir adımın atılması, Kafkas cumhuriyetleri üzerinde de çok büyük bir etki yapacaktır. Yaşananları görmezden gelmenin liderlik hedefinde olan bir ülkeye çok şey kaybettireceği ise açıktır. Bu nedenle "artık çok geç!" demeden zulme uğrayan insanlara yardım eli uzatılmalı, tüm dünya ülkelerini de harekete geçirmek için bir girişimde bulunulmalıdır. Türkiye'nin dış güçler tarafından kendine verilecek sınırlı bir ilgi alanına değil, gerçek bir Türk Birliği'ne ulaşmak için önünde çok büyük bir fırsat bulunmaktadır. Çünkü Türkiye'nin çağdaş, demokrat ve barışçı kimliği buna imkan tanımaktadır. Milli ve dini kimliklerin önem kazandığı bir dünyada "Türk-İslam Medeniyeti" ancak bu bilinçle hareket edildiği zaman etkin olacaktır.

Harun Yahya


_________________
Biri Ecdadima Küfrettimi boğarim.
Boğamasamda yanımdan kovarım..
Yumuşak başlıysam kim dedi uysal koyunum..
Kesilir ama çekmeye gelmez boynum..
Mehmed Akif Ersoy
 Oylanmadı commando offlineKişisel Galeri - commandoKullanıcı profilini görÖzel mesaj gönderE-mail'i gönder
commando
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu



Kayıt: 14 Nisan 2005
Mesajlar: 2134
Tema: Parthenos (31785)

Yaş: 33

turkey.gif

Cinsiyet:Erkek Aslan Kedi

Puan: 2559
Mesaj Tarih: 06 Nisan 2006, 12:28   Mesaj konusu:
Alıntıyla Cevap VerSonraki MesajÖnceki Mesaj


“VİLNİUS RAPORLARI”

(Tiflis/Ajans Kafkas) - Gürcü parlamentosunun muhafazakar kesiminin üyeleri Giorgi Tsanava ve Kakha Kukava, Litvanya parlamentosunun girişimiyle gerçekleştirilen Çeçenistan sorunu ile ilgili uluslararası bir konferansa katıldılar. Giorgi Tsanava'nın konferansta sunduğu raporun tam metni: 28.03.2006 - 13:30:00




Sayın katılımcılar ve dinleyiciler, Gürcistan Parlamentosu grubu ve Gürcistan'ın muhafazakar kesimi adına sizi selamlıyor organizatörlere davetlerinden dolayı teşekkür ediyorum. Burada bulunmak bizim için bir şereftir.


1. Şu ana kadar Çeçen-Gürcü ilişkileri.

1.1. 1991'de Gürcistan bağımsızlığını ilan etti. Aynı yıl düzensizlikler Çeçenistan'da da başladı. Gürcistan'ın Devlet başkanı Zviyad Gamsakhurdiya, Kuzey Kafkasya insanlarıyla, özellikle de Çeçenlerle iyi ilişkiler içerisindeydi. Gamsakhurdiya bağımsızlık için Rusya'ya büyük bir cephe açmak anlamına gelen "Kafkasya evi" fikrini ilan etti. 1992'de Gamsakhurdiya Çeçen Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını resmen tanıdı.

1.2. Bu durum Gamsakhurdiya'dan sonra devlet başkanı olan Şevardnadze'nin yönetimi sırasında tamamen değişti. Şevardnadze, Rusya'nın işgalini destekledi ve Çeçenistan'ın bombalanması sırasında kullanılan Tiflis havaalanını Rusya'ya devretti. Buna karşılık olarak da Çeçenler, Gürcistan-Abhazya savaşı sırasında Gürcistan'ın karşısında yer aldı.

1.3. İlk Rus-Çeçen savaşı sonrasında Rusya'nın Mashadov'un devlet başkanlığını tanımasından sonra devlet ilişkileri tekrar değişti. Tiflis ve Grozny arasındaki ilişkiler tekrar gelişti ve Tiflis'te Çeçenistan elçiliği açıldı. Çeçenistan Devlet Başkanı, resmi ziyaret için Tiflis'e geldi, sınırlar açıldı ve ekonomik ilişkilerin gelişimi tekrar başladı.

1.4. İkinci Rus-Çeçen savaşı başlar başlamaz binlerce Çeçen mülteci, Gürcistan sınırlarına yaklaştı. Gürcü hükümeti de bu kişilere barınma hakkı verme kararı aldı ve mülteciler Pankisi George'a yerleştirildi. O zamandan beri Pankisi, Moskova'nın daimi bir baş ağrısı oldu. Moskova Pankisi'de teröristlerin barındırıldığını söyledi. Rusya bu bölgeyi bombaladı ama ne yazık ki Avrupa Milletler Topluluğu, bu gerçekleri uygun bir şekilde dile getirememiştir.

1.5. Saakaşvili, Çeçen Cumhuriyeti’nin bağımsızlık mücadelesini terör ve suçun tezahürü olarak değerlendirmektedir. Ama adalet için şunu belirtmek istiyorum:Gürü halkının ezici derecede çoğunluğu Çeçenlere büyük bir sempati duymaktadır.



2. Gürcistan'daki Çeçen mültecilerin durumları

2.1. Gürcistan'da uluslararası mülteci statüsüne uyanlar için bir mülteci kanunu var. Bununla beraber yönetimin bu konudaki etkisiz hizmeti yüzünden bu haklara sahip olmak çok zor. Şu ana kadar mülteciler için gerekli belgeler ulaştırılamadı ve bu da mültecilerin ülke sınırları içerisinde ve dışında rahat bir şekilde hareket etmelerini engelliyor. Bu ağır şartlar ve Rus yanlısı yönetime olan güvensizlikten dolayı mültecilerin büyük bir kısmı Gürcistan'ı terk etti ve terk edenlerden bazıları da Çeçenistan'a dönme şansını kullandı.

2.2. Çeçenlerle alakalı olan en "utanç verici" sorunlardan biri de hükümetin var olan prosedürleri ihlal ederek Çeçenleri Rusya'ya iade etmesidir. Rus tarafının isim ve soy isimlerini yanlış yazdığı Çeçenler, bir suç işlediklerine dair kanıtlar sunulmamasına rağmen Rusya'ya teslim edildi. Rus ve Gürcü devlet başkanlarının politik bir anlaşma için bir araya geldiği görüşmeden sonra Gürcü halkını kızdıran bazı kişiler Rusya'ya geri gönderildi. Savunma avukatlarının AİHM'ye başvurmasından sonra AİHM geri iade işlemlerinin durdurulmasına karar verdi ve 2005'de ki bir kararında da Çeçen mültecilerin geri iadelerinin yasa dışı olduğunu duyurdu. Rus ve Gürcü hükümetlerine iade edilenlere uğradıkları manevi zarardan dolayı tazminat ödenmesi görevini verdi. Bu karardan sonra geri iadeler durduruldu ve savcılık tazminat için çalışmalara başladı.

2.3. Çeçenlerin yasadışı iadeleri Saakaşvili rejimi ile yeniden başladı. Mesela 2004 Şubat ayında Tiflis mahkemesi, sınırı yasadışı olarak geçmekle suçlanan iki mülteciyi serbest bıraktı. Mülteciler, serbest bırakıldıktan hemen sonra ortadan kayboldular. Birkaç gün sonra bu iki mülteci, Rus özel servisleri tarafından tutuklanmış olarak Gürcistan-Çeçenistan sınırında bulundu.

2.4. Dahası Çeçenler, Gürcü güvenlik güçleri tarafından da tutuklanıyor. Mültecilere karşı yapılan ana ve standart suçlama; “yasadışı şekilde sınırı geçmek”. Gürcistan Ceza Kanunu’nun bu suçlamaların sığınma hakkının avantajını kullanmak isteyen mültecilere karşı kullanılmasını yasaklaması gerçeğine rağmen Savcılık bu normları görmezden geliyor.

Bizim parlamento grubumuz bu konuda yazılı bir açıklama istedi ve açıklamanın gelecek ay savcılık tarafından yapılması bekleniyor.

2.5. Gürcistan'ın diğer şehirlerinde Çeçen mültecilerin durumları daha da kötü. Gürcistan'ın güvenlik güçleri ve yönetim organları onları bir bela kaynağı olarak görüyor. Sivil toplum kuruluşları araştırmalar yaptı ve Çeçen mültecilerin yanlış yere tutuklanmaları ve işkence görmeleri ile ilgili bir çok gerçeği ortaya çıkardı. Gürcü güvenlik güçleri, sürekli olarak insan haklarının çiğnendiği “s” ve “c” özel operasyon taktiklerini kullanıyor. 2004 Ağustos ayında böyle bir operasyon sırasında nüfusun toplu olarak dövüldüğü olaylar gerçekleşti. Ve dövülenlerin arasında biri hamile 14 kadın bulunuyordu. Ne yazık ki hükümet bu olayı da açığa çıkarmadı.

2.6. Rus devlet terörüne karşı bilgi savaşı veren gazetecilerin hakları çiğneniyor. Dışişleri Bakanlığı, Caucasus-center muhabirine akreditasyon kartı verdi ve aynı muhabir İçişleri Bakanlığı tarafından tutuklandı, muhabire asılsız suçlamalar yöneltildi.

2.7. Geçen sene İçişleri Bakanlığı’nın Çeçen mültecilerin listesinin Rus hükümetine verilmesi girişimi büyük bir sansasyona neden oldu. Çünkü bu listeler ileride gerçekleştirilecek geri iadeler için şart.

2.8. Rus özel servisleri Gürcistan topraklarındaki Çeçenlere karşı çok iyi çalışıyor. 2004'de Çeçen Cumhuriyeti’nin temsilcilerinin lideri olan Khizri Aldamov ve onun yanındakileri arabaya yaydıkları fosforla zehirlediler. Gürcü polisi bu olayla ilgili henüz bir soruşturma başlatmış değil.

2.9. Moskova'nın talebi üzerine Tiflis, Gürcistan'da resmi olan Çeçen-İçkerya Cumhuriyeti’nin temsilciliğinin açılmasını yasakladı.



3. Uluslararası organizasyonların katılımları

3.1. Uluslararası organizasyonlar Çeçen mültecilerin haklarının korunup korunmadığını pek kontrol etmiyorlar, bu da "Çeçen fobia"ya sebep oluyor. Gürcü hükümetine ve BM ofisine karşı bir protesto gösterisi yapılmamış olmasına rağmen Çeçen mültecilere özgür hareket hakkı hala verilmedi.

4. Politik Düşünce

4.1. Konuşmamın sonuna doğru Rus-Çeçen sorunu ile olan politik bağlantımızı açıklamak istiyorum. Politik grubumuz, Çeçenlerin bağımsızlık ve özgür irade için verdikleri mücadeleyi destekliyor. Avrupa devletlerinin Çeçenlerin mücadelesini terörizm olarak tanımlamalarından dolayı duyduğumuz rahatsızlığı dile getiriyoruz.

4.2. Aynı zamanda bu günkü askeri sorunun sürgün ve hak ihlalleri ile birlikte Çeçen halkının fiziksel yok oluşuna sebep olduğunu belirtmek istiyoruz.

4.3. Bir taraftan Rusya, Çeçenistan'ın sadece özerkliğini tanıyor, diğer taraftan Çeçenler de tam bağımsızlık dışında tüm statüleri reddediyorlar.

4.4. Çeçenlere bu gün kullandıkları metodlatla mücadele etmeyi bırakmalarını ya da bırakmamalarını söylemiyoruz. Bununla birlikte eğer politik bir mücadele verilirse bu uluslararası kamuoyunun yardım etmesini oldukça kolaylaştırır.

Çeçen halkının insanlık tarihinin en kötü imparatorluğuna karşı verdiği bu uzun ama kahramanca savaşta en yakın zamanda tam bir zafer kazanmalarını diliyoruz.

Ajans Kafkas


_________________
Biri Ecdadima Küfrettimi boğarim.
Boğamasamda yanımdan kovarım..
Yumuşak başlıysam kim dedi uysal koyunum..
Kesilir ama çekmeye gelmez boynum..
Mehmed Akif Ersoy
 Oylanmadı commando offlineKişisel Galeri - commandoKullanıcı profilini görÖzel mesaj gönderE-mail'i gönder
grace
Best of TurkiyeForum
Best of TurkiyeForum



Kayıt: 13 Şubat 2006
Mesajlar: 3675
Tema: Parthenos (31785)

Yaş: 29

blank.gif

Cinsiyet:Bayan Boğa Keçi

Puan: 3749
Mesaj Tarih: 06 Nisan 2006, 19:22   Mesaj konusu:
Alıntıyla Cevap VerSonraki MesajÖnceki Mesaj


İnanıyorum ki Çeçen halkının çektiği sıkıntılar bir gün son bulacak; biraz daha sabır ve mücadeleyle...


_________________
Yaşamak ne güzel şey;
Anlayarak usta bir kitap gibi
Bir sevda şarkısı duyup
Bir çocuk gibi şaşırarak yaşamak..

Nazım Hikmet
 Oylanmadı grace offlineKişisel Galeri - graceKullanıcı profilini görÖzel mesaj gönder
Gürz
Best of TurkiyeForum
Best of TurkiyeForum



Kayıt: 01 Nisan 2006
Mesajlar: 2063
Tema: Parthenos (31785)

Yaş: 37

turkey.gif

Cinsiyet:Erkek Yengeç Domuz

Puan: 2300
Mesaj Tarih: 06 Nisan 2006, 19:33   Mesaj konusu:
Alıntıyla Cevap VerSonraki MesajÖnceki Mesaj


Bir rus atasözü der ki; intihar etmek istiyorsan, bir çeçen çocuk döv !
 Oylanmadı Gürz offlineKişisel Galeri - GürzKullanıcı profilini görÖzel mesaj gönder
commando
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu



Kayıt: 14 Nisan 2005
Mesajlar: 2134
Tema: Parthenos (31785)

Yaş: 33

turkey.gif

Cinsiyet:Erkek Aslan Kedi

Puan: 2559
Mesaj Tarih: 10 Nisan 2006, 12:41   Mesaj konusu:
Alıntıyla Cevap VerSonraki MesajÖnceki Mesaj


2005 yılında Çeçen ayrılıkçıların karşı istihbarat örgütünü iki Mossad ajanını tesbit etti. İki ajan da Çeçendi. Kimlikleri ortaya çıktıktan sonra ikisi de ortadan kaldırıldı. Bu bilgi, bölgedeki gizli servis faaliyetleri hakkında bilgi almak isteyen AIA’ya Çeçen asilerin üst kademelerinin verdiği resmi cevapta yer alıyor. Bu cevap, bölgedeki Rus karşıtı güçlerin en önemli sözcüsü olarak görülen Kavkaz-Center Internet haber ajansı aracılığıyla alındı. Elimize geçen belgede İsrail istihbaratı, Kuzey Kafkasya’da faaliyette bulunan en önemli yabancı gizli servis olarak anılıyor.

Çeçenistan'da İsrail İzleri

O zamanlar bağımsız olan Çeçenistan’ın resmi temsilcileri, Çeçen Cumhuriyeti’ndeki Mossad faaliyetlerinden ilk kez Haziran 1997’de haberdar olmuştu. Milli Güvenlik Teşkilatı (SNB) Başkanı Abusupian Movsaev, bunu, Rus Profi gazetesine verdiği bir demeçte açıklamıştı. Daha sonra 1991 ila 2001 yılları arasında Çeçen medyası, ülke topraklarında tutuklanan İsrail ajanları hakkında birçok rapor yayınlamıştı. Aralık 2001’de Rus Parlamentosu Güvenlik Konseyi Başkanı Viktor Iliuhin bu iddiayı üstü kapalı olarak doğrulamıştı. Bu bilginin kaynağını belirtmeyen Iliuhin, Mossad’ın Çeçenistan’da insani istihbarat faaliyetlerinde bulunduğunu açıklamıştı.

Her ne kadar ne Tel-Aviv ne de Moskova bu bilgiyi doğrulasa da,

1990’ların ikinci yarısından beri Mossad’ın Kafkasya’daki gelişmelere gittikçe artan bir ilgi gösterdiği biliniyor. Bu ilginin sebebi, Arap ülkelerinin de aralarında bulunduğu (Rus kaynaklara göre bunların arasında özellikle Ürdün ve Lübnan’dan gelen Filistinliler de vardı) çeşitli ülkelerden gelen Mücahitlerin Çeçenistan’a yaptığı “hac”. Bu durum, İsrail ve Rus gizli servislerinin arasındaki temasları hızlandırdı. Mossad’ın Çeçen konusuna etkin bir ilgi gösterdiğinin yegane kanıtı, Efraim Halevi&#8217 ;nin 2002 sonbaharında Moskova’ya yaptığı ziyaret. Halevi Rusya’ya aralarında Başbakan Ariel Sharon’un da bulunduğu bir heyetle geldi. Halevi o zamanlar Mossad’ın ve Milli Güvenlik Konseyinin başkanıydı. İsrail gazetesi Ha-Aretz’te yayınlanan bir makaleye göre, Halevi’nin, aralarında Vladimir Rushailo’nun da bulunduğu (o sırada Güvenlik Konseyi başkanıydı) Rus meslektaşlarıyla görüştüğü toplantılarda, taraflar, Gürcistan’ın Çeçen sınırına bitişik kuzey bölgelerinde faaliyette bulunan Arap Mücahitlere ilişkin edinilen bilgilerin değiş tokuşu için bir mekanizm oluşturma konusunu tartıştılar. Ancak o zaman olduğu kadar bugün de bölgeye etkin ilgi gösteren tek gizli servis Mossad değil.

Özel Servisler Kavşağı

Çeçen ayrılıkçılarının karşı istihbaratının topladığı bilgilere dayanan bir rapor, Kuzey Kafkasya’da 2005 yılında sadece Rus ve İsrail gizli servislerinin değil, aynı zamanda başka devletlerin gizli servislerinin de faaliyette bulunduğunu gösteriyor: “öncelikle İngiliz, Amerikan ve Alman gizli servisleri. Fransa, İran, Türkiye ve Suudi Arabistan gizli servisleri de, daha az olmakla birlikte, faaliyette”. Raporu derleyenler, Kuzey Kafkasya’da ayrıca “Özbek gizli servis ajanlarının da faaliyette olduğunu” not etmiş. En ilginç nokta ise şu: “son iki veya üç yıldır, özellikle Dağıstan’da Çin gizli servisinin, herhangi bir faaliyet göstermeksizin, sadece analitik bilgiler toplamaya yönelikbirtakım faaliyetleri gözlemleniyor”.

Yukarıda bahsi geçen röportajda Abusupian Movsaev, “Çeçen Cumhuriyeti, hem batı hem doğu gizli servislerinin menfaatlerinin kesiştiği yoğun bir kavşak haline geldi”, dedi. Nisan 2000’de, yani ikinci Çeçen savaşının başlamasına daha aylar varken, Movsaev, batılı istihbarat örgütlerini, özellikle de Amerikan ve İngiliz gizli örgütlerini, yerel direniş kuvvetleriyle mücadele eden Ruslara yardım etmekle suçlamıştı. İşin daha da tuhaf yanı, Kremlin’in de benzer suçlamalarda bulunmuş olması. Tek farkla ki, Kremlin batılı servisleri Çeçenlere yardım etmekle suçlamıştı.

İlk Çeçen savaşı (Aralık 1994-Ağustos 1996) sırasında dahi Moskova, Kuzey Kafkasya’daki istikrarsızlığın temelinin yabancı istihbarat örgütlerinin olduğunu kanıtlamaya çalışmıştı. Ana delil olarak, bağımsızlık taraftarı Çeçenlerin dışarda yaşayan ırktaşlarından (özellikle Türkiye ve Arap ülkelerinde) ve batılı insani örgütlerden gördüklere desteğe ilişkin verileri kullanmışlardı. Ancak Rus liderler, “yabancı komplosu” teorisini ispatlayacak inandırıcı bir kanıt sunamamıştı. Mümkün olduğu kadar çabuk teyit elde etmek isteyen Rus Dış İstihbarat Örgütü (SVR), CIA bünyesindeki en değerli ajanlarından birini kaybetti. Kasım 1996’da FBI, Amerikan istihbaratından bir görevliyi tutukladı: Harold Nicholson. Daha önce yıllarca Uzak Doğu ve Doğu Avrupa “şebeke”lerinde çalışan Nicholson, ara ara casusluk ağlarını da yönetiyordu. 1991 yılında Nicholson, Rus istihbaratı tarafından işe alındı. Çeçen Cumhuriyeti’de çıkan ilk savaşın bitimine daha aylar kala Nicholson, Çeçenistan’daki CIA faaliyetlerini etkin biçimde “araştırdı”.

FSB Türkiye ve İran'ı Suçluyor

1999 yazında Dağıstan’da gelişen askeri harekatlar ve bunu izleyen ikinci Çeçen savaşı ortamında, yabancı istihbarat örgütlerinin Kafkasya’daki radikal İslam taraftarlarının faaliyetlerine katıldığına ilişkin raporlar

Rus medyasında tekrar yer almaya başladı. Bu yayınların bir bölümü sözde SVR ve Federal Güvenlik Örgütü (FSB) kaynaklıydı. Örneğin, bu yayınlardan biri, Rus istihbaratının gizli bir raporuna atıfta bulunarak şöyle yazıyordu: “Türkiye, Ürdün ve Suudi Arabistan özel servisleri, Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri Tataristan ve Başkırdistan’a (Rusya’da en yoğun Müslüman nüfusun yaşadığı iki bölge) özel ilgi gösteriyor. Geçen yıllarda özel servis ajanları ile Çeçen, Kırgız, Kabartay ve Balkar diasporaları temsilcileri adı altında faaliyet gösteren İslami merkezlerin ajanlarının BDT topraklarına sızdığı gözlemlendi”. Bununla birlikte bu savı destekleyen somut bir kanıt gösterilmedi. 1990’ların başlarından beri Moskova, gizli istihbarat örgütleri ile Rus yönetimine muhalif yerel güçler arasındaki bağlantıyı doğrulayan tartışmalı herhangi bir bilgiyi yayınlamıştı. Buna ek olarak, FSB bildirilerinden de anlaşılacağı gibi, bütün bu süre zarfında Kuzey Kafkasya’da faaliyet gösteren yabancı gizli örgütlerin hiçbir ajanı yakalanamamıştı.

2000 Şubatında FSB görevlileri bir Türk vatandaşı olan Ali Yaman’ı Çeçen Cumhuriyeti’nde tutukladı. Birçok Rus medya kuruluşu bu tutuklamayı “bir yabancı gizli örgüt çalışanının yakalanışı” olarak lanse etti. Bu bağlamda eski Sovyet Dış İstihbarat Örgütü Başkanı Leonid Shebarshin emin bir tavırla, “Çeçen milisi kademelerinde Amerikan, Türk ve İngiliz gizli servislerine bağlı kişiler var”, diye konuşmuştu. Bununla birlikte Yaman davasının Ekim 2000’de sona ermesi üzerine yayınlanan FSB bildirisinde, Yaman’ın herhangi bir yabancı gizli servisle bağlantısı belirtilmemişti. Yaman, “Çeçen Cumhuriyeti’nde federal kuvvetlere karşı yürütülen askeri harekatlara elinde silahla katılmaktan” üç yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu arada benzer bir olay ilk Çeçen savaşında da yaşandı. Ocak 1995’te bir Türk vatandaşı olan İshak Kasap Dağıstan’da yakalandı. FSB yetkilileri, Kasap’ın MİT için çalıştığını açıkladı. Ancak bu kesin olarak kanıtlanamadı ve kısa süre sonra Kasap yurtdışı edildi.

Resmi kanıtların bulunmaması, FSB Basın Servisi Başkanı Alexander Zdanovich’i Nisan 2001’de yabancı istihbarat örgütlerinin Kuzey Kafkasya’da faaliyette olduğunu beyan etmekten alıkoymadı. Zdanovich’e göre, bunların en önemli örneği ise yine Türk gizli servisiydi. Bundan bir yıl sonra, yabancı devletlerin istihbarat örgütleri ile Kremlin karşıtı Kafkas kuvvetleri arasındaki bağlantılara dair Rus yetkililerin yaptığı açıklamalar doruk noktasına ulaştı.

Bundan başka, listede bulunan ülkelere (ABD, İngiltere, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan) beklenmedik şekilde İran da eklenmişti.

Mayıs 2002’de Çeçen Cumhuriyeti’nin Rus yanlısı hükümeti başkan yardımcısı Beslan Gantamirov, İran gizli servisini “bölgedeki terörist faaliyetleri finanse etmekle” suçladı. Bundan bir ay sonra Volgograd bölgesindeki FSB birimi yardımcı başkanı Vladimir Svetlichni, İran istihbaratının “Güney Rusya’daki ayrılıkçı faaliyeleri desteklediğini” açıkladı. İslam cumhuriyetlerinin gizli servislerinin nasıl çalıştığını çok az bilenler için dahi bu suçlamalar gerçek bir şaşkınlık yarattı. 1990’lardan beri İran istihbaratı Güney Kafkasya’ya, özellikle Azerbaycan’a, özel bir ilgi gösteriyor. İranlılar, komşu Rus topraklarında Hazar Denizine bitişik birçok bölgeyle, özellikle Dağıstan ve Astrakhan bölgesi ile ilgileniyor. Buna paralel olarak Güney Rusya’da Tahran gizli servisleri, özellikle Azeri kökenli İranlı göçmenlerin faaliyetlerini izliyor; ayrıca geleneksel rakiplerinin, özellikle Türk istihbaratının, faaliyetlerini de takip ediyor. Bununla birlikte İran’daki resmi yönetim, pratikte, Kremlin muhalifi Kafkas kuvvetlerini desteklemiyor. Moskova ile ilişkileri bozmak istememesinin yanı sıra, bunun bir sebebi de Tahran’ın Kafkasya’daki istikrarın bozulması ile ilgilenmiyor olması. Bu bölgedeki etnik ve dini çatışmalar, İran İslam Cumhuriyeti’nin kendi milli güvenliği açısından potansiyel tehdit oluşturmakta.

Bazı Rus yetkililerin bu konudaki tutarsız açıklamalarına rağmen, son iki yılda yabancı özel servislere yönelik yeni suçlamalarda bulunmaya devam ettiler. Ağustos 2004’te İnguşetya Başkanı Murat Ziazikov bu konu hakkında beyanatta bulundu. Geçmişte Kuzey Kafkasya’daki FSB biriminde denetim görevlerinde bulunan Ziazikov, 2002 ilkbaharında Kremlin tarafından etkili biçimde desteklenerek bu bölgedeki cumhuriyetlerden birinin başkanı olmuştu. Ziazikov, Sovershenno Sekretno’nun Rusça baskısına verdiği bir röportajda, yabancı istihbarat örgütlerini Mücahitlerin 2004 Haziranında İnguşetya’da yürüttüğü faaliyetlere katılmakla suçladı.

Bu konudaki son beyanat ise üç ay önce geldi. Aralık 2005’te Stavropol bölgesi (Kuzey Kafkasya) FSB Birimi Başkanı Oleg Dukanov, yabancı özel servis ajanlarını “Güney Rusya’daki cumhuriyetlerde yaşayan halklar arasında ayrılıkçı eğilimleri kaşımak, terör faaliyetlerinde bulunmak, güvenlik güçlerinin ve silahlı kuvvetlerin üslerini imha etmekle” suçladı. Bu, birçok farklı ülkenin Kuzey Kafkasya’da geniş ölçekli askeri faaliyetler yürüttüğü anlamına geliyordu. Gerçekte bölgedeki gizli savaş, Rus özel servislerinin (FSB ve askeri istihbarat - GRU) kendi aralarında ve bunlar ile Rus karşıtı yeraltı örgütler, özellikle de karşı casusluk örgütleri arasında yürütülüyor.

Cihatın Gizli Cephesi

AIA’nın eline geçen rapor şöyle: “2005 verilerine göre Çeçen özel servisleri Çeçenlerin arasına sızmış 23 Rus gizli servis ajanını ortaya çıkardı, tutukladı ya da öldürdü. İçlerinden bazıları başka görevlere verildi. Bu dönemde 6 Rus, 6 Dağıstanlı, 3 İnguş, 2 Özbek, 2 Kabartay, 2 Tatar, 1 Karaçay, 1 Ossetyalı, 1 Başkırdistanlı ele geçirildi ya da ortadan kaldırıldı”.

Bu bağlamda geçen yıl Çeçen ayrılıkçıların karşı casusluk faaliyetleri, Rus gizli servisi ile bağlantıları olduğundan şüphe edilen toplam 45 kişinin gerçek kimliğini saptadı.

Çeçen Cumhuriyeti’ndeki Rus ajan avı, bağımsızlık yanlılarının 1991 sonbaharında iktidara gelmesi ile başladı. Avın ilk kurbanı olarak aynı yılın Kasım ayından ölen KGB’den Binbaşı Victor Tolstenev görülüyor. Bundan kısa süre sonra kurulan Çeçen Milli Güvenlik Teşkilatının (SNB) ana faaliyeti Rus gizli servislerini yok etmekti. SNB Başkanı Abusupian Movsaev daha sonra, “Rusya’nın, Çeçen toprağında özel harekatlar düzenlemek için bize ajanlarını yollayacağını çok iyi biliyorum. Biz de, bizi ilgilendiren gizli bilgileri toplayacağız”, demişti. O zamanki bağımsız Çeçenistan yönetimi, Kasım 1998’de, daha önce Rus yetkililer ve özellikle FSB ve GRU ile işbirliği yapmış Çeçenlere yönelik davalara bakacak özel bir komisyon dahi kurmuştu.

Süregelen Rus-Çeçen çatışması koşullarında ve özellikle Çeçenistan’daki askeri harekatlar ortamında, SNB’nin muhalif ajanları ortaya çıkarmada sık sık hatalar yapması kaçınılmazdı. Birçok kişi Moskova’daki gizli servislerle bağlantıları olduğu gerekçesiyle haksız yere idam edildi. Bununla birlikte Çeçen karşı casusluğunun faaliyetleri hiçbir somut sonuç elde edememiş de değil. Kural olarak Rus yetkililer bu tür raporları “dezenformasyon” ya da “kışkırtma” olarak yorumluyordu. Ancak Çeçenler tarafından tutuklanan Rus üst düzey ajanların varlığı, Kremlin yetkililerini gerçekleri kabul etmeye zorladı.

Bu tutuklamalardan ilki, Kasım 1994’te ilk Çeçen savaşına haftalar kala gerçekleşti. Çeçen ayrılıkçıların özel servisleri, Rus karşı casusluk servisinden Yarbay Stanislav Krylov’u (FSB’nin fikir babası) yakaladı. Krylov, Çeçen Cumhuriyeti’ndeki Rus yanlısı muhalef liderlerinden birinin korumalarının şefiydi. Yakalanan yarbayın ifadesi Çeçen TV’de yayınlandı. Böylece Rus gizli servislerinin, Moskova’ya başkaldıran Başkan Jokhar Dudayev’e karşı sürdürdükleri faaliyetler ilk kez doğrulanmış oldu.

Bir yıldan kısa bir zaman sonra Çeçenler, Rus askeri istihbarat örgütü GRU’nun şimdiki başkanı Valentine Korabelnikov’u pusuya düşürdüler. Korabelnikov o zaman özel servisteki ikinci adam konumundaydı ve Kuzey Kafkasya’da gizli bir görev için bulunuyordu. Saldırı sırasında Korabelnikov’a eşlik eden görevli öldürüldü. Saldırıda birçok yara alan Korabelnikov ise oradan kaçacak kadar şanslıydı.

Ekim 1999’da ikinci Çeçen savaşının hemen başlarında Çeçen ayrılıkçılar aynı anda üç üst düzey GRU görevlisini yakaladı. Bunların arasında en yüksek rütbeli, askeri istihbarat örgütünün en değerlisi ve profesyoneli olan Yarbay Zuriko Ivanov’du. Daha önce Afganistan ve Tacikistan’daki askeri çatışmalara katılmış, ilk Çeçen savaşında Çeçenistan’daki Rus yanlısı kukla hükümetin başkanı Doku Zavgaev’in korumalarının şefliğini yapmıştı. Ivanov ve yanındakilerden aylarca haber alınamadı. Ancak Mart 2000’de FSB Basın Servisi Başkanı Alexander Zdanovich, “bir grup GRU görevlisinin Çeçenler tarafından idam edildiğini” resmen açıkladı.

Yukarıda anlatılanlar bu tip olayların en çarpıcı örnekleri. Bu olaylar; Çeçen karşı casusluğunun çalışmalarının, Rus güvenlik teşkilatındaki yozlaşmaların ve Moskova’daki farklı gizli servisler arasındaki rekabetin bir sonucu. Özellikle Korabelnikov ve Ivanov olaylarında olduğu gibi, Çeçenler bu son iki durumu (Rus gizli servislerindeki yozlaşma ve rekabet) genellikle kendi amaçları için başarıyla kullandılar.

İkinci Çeçen savaşının sadece ilk yılında, Vladimir Putin’e göre, GRU toplam 400 çalışanını kaybetti. FSB yardımcı başkanı Vyacheslav Ushakov’un elindeki verilere göre, ikinci Çeçen savaşının ilk üç yılından sonra 200’den fazla FSB görevlisi Çeçen Cumhuriyeti’nden geri dönemedi. Rus gizli servisinin verdiği bu büyük kayıpların altında, Çeçen meslektaşlarının faaliyetleri yatıyor. Bu arada, 2004’ten beri, Kremlin yetkilileri Çeçenistan’daki FSB ve GRU kayıpları konusunda istatistik yayınlamıyor. Bununla birlikte Rus medyası bu kayıplara düzenli olarak yer veriyor ...

Pavel Simonov, Sami Rozen


_________________
Biri Ecdadima Küfrettimi boğarim.
Boğamasamda yanımdan kovarım..
Yumuşak başlıysam kim dedi uysal koyunum..
Kesilir ama çekmeye gelmez boynum..
Mehmed Akif Ersoy
 Oylanmadı commando offlineKişisel Galeri - commandoKullanıcı profilini görÖzel mesaj gönderE-mail'i gönder
commando
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu
R.Ö.Y. 1. Etap Şampiyonu



Kayıt: 14 Nisan 2005
Mesajlar: 2134
Tema: Parthenos (31785)

Yaş: 33

turkey.gif

Cinsiyet:Erkek Aslan Kedi

Puan: 2559