Türkiye Forum Arşivler Ana Sayfa


Google


Bir Müslüman Neden Dinini Anlatmalı ?


Orjinal başlığa gitmek için tıklayın

 
       Türkiye Forum Arşivler Ana Sayfa -> İslam Dünyası
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
whyislam



Kayıt: 21 Ağustos 2005
Mesajlar: 30

Tarih: 17 Eylül 2005, 10:56    Mesaj konusu: Bir Müslüman Neden Dinini Anlatmalı ?  


Soru: Allah bizi insanların hidayetine vesile kıldığından, bizim ihmalimizle onların cehenneme gidişlerinde suç bizim ise onların bunda suçu nedir? Yok eğer günah onlarınsa, ahirette bizim yakamızı niçin tutsunlar ve biz neden onların hâline ağlayıp sızlayalım?

Soruda iki husus üzerinde durulmaktadır: Konunun, bir Hakk'a dilbeste olmuş ehl-i hidayete, bir de inanmamış ehl-i dalâlet ve ehl-i küfre bakan tarafı var.

Ehl-i hidayet, bir vazife olarak inandığı, bulduğu, bildiği, tattığı, dolduğu, doyduğu ve onunla olgunlaştığı hakikatleri başkalarına ulaştırmalı ve onları da kurtarmalıdır. Bu, evvela insanî ve vicdanî bir borçtur. Bilen insan, mahiyetinde ve vicdanında Hakk'ın bir ihsanı olarak bulunan bu hakikati, bilmeyenlere anlatmalı ve Allah'a giden yolları onlara da açıp göstermelidir. Başkalarına hak ve hakikatleri anlatma mevzuu, insanî bir mesele olmasının yanında, hem Allah'ın ayât-ı beyyinatıyla, hem de Efendimiz (aleyhissalâtü vesselam)'ın nurlu beyanlarıyla bizzat emrettiği ve belki de birçok müminin öbür alemde kurtuluş reçetesi olabilecek çok yüce bir vazifedir.

İsterseniz şimdi konuyla alakalı Cenab-ı Hakk'ın dediklerine bir göz atalım: "Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velileri ve yardımcılarıdır. Onlar insanları iyiliklere teşvik edip kötülükleri men ederler." (Tevbe, 9/71) Başka bir ayette: "Ey müminler! İçinizden hayra çağıran, iyiliği yayıp kötülükleri önlemeye çalışan bir topluluk bulunsun. İşte selâmet ve felahı bulacak olanlar da bunlardır." (Âl-i İmran, 3/104) Allah (celle celâluhû), insanlara hakkı duyuranları her zaman şerefli bir ümmet olarak ele almıştır: "Siz milletlerin en hayırlısı olarak çıkarıldınız. Siz Allah'ın emrettiği iyi şeyleri emredersiniz, kötülüklerden de nehy edersiniz. Zira sizler Allah'a tam inanırsınız." (Âl-i İmran, 3/110)

Üzerimize insanî bir borç olan bu meseleye İlahî iklimden gelen tayflar ışık tutmuştur. Pek çok ayet ve hadisle bu mevzu herhangi bir tevil ve tefsire tabi tutulmayacak kadar açık ve nettir. Dolayısıyla bizler bundan, her halükârda İlahi hakikatleri anlatmakla mükellef olduğumuzu anlıyoruz. Hatta bir gün yeryüzünde hiç kimse kalmasa, dış dünyalarda, Sirius yıldızına bağlı bir kolonide, Herkül burcunun etrafında ayrı bir sistemde Samanyolu'nun bilmem hangi bucağında insanlar olabileceği ihtimaliyle oralara doğru kentler kura kura sıçrayacak, atlayacak, ferden olmasa bile nev'en o noktalara ulaşmayı düşünecek, düşleyecek ve gönlümüzün ilhamlarını orada bulunan (eğer varsa) insanların sinelerine de boşaltacağız. Onlarla hemhal olacak ve onlara da Allah'a giden yolları göstereceğiz. Peygamber Efendimiz’in buyurdukları gibi, "Kûlû lâilâhe illallah tüflihû" Yani: "Lâ ilâhe illallah deyin, felah bulun, kurtuluşa erin" diyecek ve hep bununla soluklanacağız. Bu, bizim vazifemiz. Onların vazifesi de bu sese kulak vermek, kendilerini huzura çağıran bu nidayı dinlemek ve gezdikleri her yerde doğru yolu araştırıp onu bulmaya çalışmaktır.

Biz vazifemizi yapmazsak, bundan dolayı hem insanlara hem de Cenab-ı Hakk'a karşı olan sorumluluğumuzu yerine getirmemiş oluruz; dinî bir vazifeyi yapmadığımızdan ötürü de hesaba çekiliriz. Cenab-ı Hak yakamızdan tutar ve: "Biliyordunuz, niye bildirmediniz? Tanıyordunuz, niye tanıttırmadınız? Doğru yolu görüyordunuz, niye işaret etmediniz? Işıklara vâkıftınız, neden başkalarının dikkat nazarlarını o tarafa çekmediniz?" der. Aynı zamanda bizler onlara karşı insanî vazifemizi yapmadığımızdan dolayı da vicdansızlık yapmış oluruz. Onların dalâlet ve küfürlerini gördükçe burada vicdânî azap çeker, adeta cehennem hayatı yaşarız. Bir nas ışığında arz ediyorum; o gün Cenab-ı Hak onlara da şöyle diyecektir: "Siz böyle bir İslam dini gördünüz, duydunuz, tattınız da neden ona inanma lüzumu hissetmediniz? En ince teferruatına kadar behîmî hislerinizin hepsini tatmin ettiniz de bu mevzuda niçin tam tatmin olacağınız yolu araştırmadınız? Hatta en bunalımlı olduğunuz sıkıntılı ve krizli anlarınızda dahi bir kerecik olsun bu yola tevessül etmeyi düşünmediniz? Diğer bir ifadeyle; dünyevî refahınız adına her kapıyı çaldınız, her çareye başvurdunuz, değişik sistemleri denediniz, neden bir kerecik olsun, semâvî olduğunu az buçuk duyduğunuz hak dini hayata hayat kılmayı düşünmediniz?"

Netice itibari ile Cenab-ı Hak herkesi kendi günahıyla muâheze edecektir. Biz onlara hakikati duyurmakla mükellef olduğumuzdan vazifemizdeki kusurdan ötürü muâheze olacağız. Onlar da araştırmadıklarından ve eğer duymuşlarsa hakikate yürekten kulak vermediklerinden ötürü muâheze olacaklar. Rabbim bizleri emr-i bi'l-maruf yapma imkânına sahipken, onu yapmamak suretiyle baş aşağı gitmekten muhafaza buyursun! (Amin)

Başa dön  
commando



Kayıt: 14 Nisan 2005
Mesajlar: 2133

Tarih: 17 Eylül 2005, 12:22    Mesaj konusu:  

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1 – Yemin ederim zamana:

2 – İnsanlar hüsranda.

3 – Ancak şunlar müstesna:

İman edip makbul ve güzel işler yapanlar,

Bir de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler.. (Asr Suresi)
Başa dön  
salimcan22200



Kayıt: 20 Haziran 2005
Mesajlar: 1101
Nerden: edirne

Tarih: 17 Eylül 2005, 12:29    Mesaj konusu:  

walla bence her koyun kendi bacagından asılır sen istedigin kadar anlatmaya calıs ama sonunda bosa kurek cektigini anlarsın o yuzden bence bunlarla ugrasmayın istegi olan gider ogrenir
Başa dön  
whyislam



Kayıt: 21 Ağustos 2005
Mesajlar: 30

Tarih: 17 Eylül 2005, 21:16    Mesaj konusu:  

Sevgili salimcan eğer böyle düşünürsek, başta Peygamber Efendimizin (SAV) izlediği yol ile ters düşeriz, Peygamber Efendimiz(SAV) yıllamış, çabalamış en azılı düşmanının 40 defa kapasına kadar gitip İslam'a davet etmiş, Bize en büyük rehber o (SAV) olduğuna göre bizde yılmadan, durmadan, çabalayarak insanlara bu dini anlatmalıyız,

Asrımızın müceddidi olan Said Nursiyi anlatan şu sözlerde bizim için örnektir.
Bediüzzaman, hayatının yaklaşık üçte birini, -hiçbir suçu olmamasına rağmen- hapislerde ve sürgünlerde geçirmiş ve gördüğü eziyetlere rağmen olanları tam bir tevekkülle karşılamıştır. Kendisine yapılanların, hizmetlerinin etkisi ve başarısı sebebiyle olduğunu çok iyi bilen Bediüzzaman, başına gelenleri metanetle karşılayan ve Allah’a şükretmek için vesile sayan salih bir mümindir.

Bediüzzaman: "Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış, ne ehemmiyeti var. O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler... Ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası ne Cehennem korkusu var. Cemiyetin yirmi beş milyon (Türkiye'nin o günkü nüfusu) Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil bin Said feda olsun. Kur'an'ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cennet'i de istemem. Orası bana zindan olur. Milletimin imanını selâmette görürsem Cehennem'in alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur." sözleriyle Kuran ahlakının yayılması için gösterdiği çabanın, ’imanı kurtarma davası’ olduğunu ifade etmiştir. Bediüzzaman Said Nursi pek çok açıklamasında da belirttiği gibi, ele aldığı konularda önceliği daima halkın acil ihtiyacı olan konulara vermiştir. 80’li yaşlara geldiğinde bile büyük azim ve fedakarlıkla Kuran ahlakının yayılmasına hizmet eden, insanları coşku ile güzel ahlaka çağıran Bediüzzaman, geçtiğimiz asrın en büyük İslam alimlerinden birisidir.

Bediüzzaman tebliğ faaliyetlerini yürütürken, geçmişte peygamberlerin karşılaştığına benzer olaylarla karşılaşmış, çeşitli iftiralara maruz kalmıştır. Kendisine türlü eziyetler edilmesine rağmen, Resulullah (sav)’ın yolunu takip ederek, onları gerektiği yerde affetmiş, gerektiği yerde de Müslümanın onuruna yakışan vakarlı tavrı göstermiştir. İçindeki güçlü Allah sevgisi, Kuran ahlakına bağlılığı, bitmek bilmeyen şevk ve heyecanı, eserlerindeki her cümlede kendini açıkça göstermektedir.
Başa dön  
Sonsuz_Nur



Kayıt: 22 Ağustos 2005
Mesajlar: 410

Tarih: 20 Eylül 2005, 09:22    Mesaj konusu:  

Es-Selamun Aleykum...


Bir sohbet cd de dinlemiştim.Bu konuya örnek olucağını zannediyorum.
Derki anlatan mubarek ; Yolda(dünya hayatı ) yürüyen kör ( imamsız ) birisini görüyorsunuz akabinde önünde çukur ( cehennem ) var lakin kör olduğu için görmüyor.Naparsınız diye ( inananlar) sorar. Anlatan mubarek cevap verir; uyarırız önünde çukur var burdan geçme düşmeyesin, zarar görmeyesin der.
Ve uyarisını bitirir.Kör tercihini ( Cüz'i iradesi) ni kullanarak karar verir.

Selametle...
Başa dön  
Google
 
       Türkiye Forum Arşivler Ana Sayfa -> İslam Dünyası
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)



Powered by phpBB Search Engine Indexer
Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group :: FI Theme
:: Tüm saatler GMT +2 Saat

  
eXTReMe Tracker