Tarih: 03 Şubat 2007, 14:11 Mesaj konusu: Fransa Da ((harun Yahya)) Depremİ !!!!
(Resimin orjinal boyutunu görmek için üzerine tıklayın) SN.Adnan OKTAR Fransayı Salladı...
Adnan Hoca olarak tanınan Adnan Oktar’ın "Harun Yahya" imzası ile yayınladığı ve evrim teorisine karşı yaratılış teorisinin savunulduğu, "Yaratılış Atlası" kitabının, Fransa’da çoğu üniversite, kolej ve liselere gönderildiği bildirildi.
Son bir hafta içinde Fransa’da çoğu üniversite, lise ve kolejlere gönderilen, "lüks" bir biçimde basılan, 770 sayfayı aşkın kitabın on binlerce adedinin, Fransa’ya Almanya ve Türkiye’den gönderildiği belirtiliyor.
Bunun üzerine Fransa Ulusal Eğitim Bakanı Gilles de Robien’in, öğretim kurumlarından kitabın öğrencilere dağıtılmamasını istediği de ifade ediliyor.
Le Figaro gazetesi, olayı duyurduğu haberinde "Fransa’da İslamcı Yaratılıştan Hücum" başlığını kullandı. Kitapta Darwin teorileri reddedilirken "İnsanlar, evrim geçirmedi, yaratıldı" savının ortaya atıldığını belirten gazete, kitapta ayrıca darwinizm ile faşizm ve komünizm gibi "kanlı ideolojiler arasındaki gizli bağlarıönın bulunduğu, Darwin’in teorilerinin "terörizmin gerçek kaynağı" olduğu iddia edildiğine dikkat çekti.
AYRINTILI İNCELEME TALİMATI
Bu arada, Le Figaro ile konuşan Paris’teki Jussieu Fakültesinden biolog Herve Le Guyader de, "Yeni bir yaratılış türü söz konusudur, Kuzey Amerika’daki Hıristiyanlıktan ilham alan yaratılıştan çok daha tuzağa düşürücüdür" değerlendirmesini yaptı.
Le Guyader’in Ulusal Eğitim Başmüfettişliği’nce "Yaratılış Atlasıönın ayrıntılı bir inceleme yapmakla görevlendirdiğine de dikkat çekildi.
Fransız gazetesi, "Şimdi ortaya çıkması gereken şey, Harun Yahya’nın arkasında kim gizleniyor ve özellikle bu çok pahalı kitabın basılması, kitlesel - ve bedava - dağıtımının kimin tarafından finanse edildiği" ifadesini de kullandı. ANKA
Kaynak >> http://www.milliyet.com.tr/2007/02/02/son/sondun18.asp
kitabın içinden birkaç fosil örneği ; (Resimin orjinal boyutunu görmek için üzerine tıklayın)Kertenkele
Dönem: Mezozoik zaman, Trias dönemi
Yaş: 210 milyon yıl
Bölge: Tingxiao, Xingyi, Çin
210 milyon yıl önce yaşayan kertenkelelerle, günümüzde yaşayan kertenkeleler arasında hiçbir fark yoktur. Bugünkü kertenkeleler hangi yapı ve sistemlere sahipse, 210 milyon yıl öncekiler de bunlara sahiptir. Diğer tüm canlılar gibi, kertenkeleler de herhangi bir evrim sürecinden geçmemişlerdir. Resimdeki fosil de bu gerçeğin bir delilidir.
Materyalist Fikirlerin Beşiği Olan Fransa’da “Yaratılış Atlası” Paniği
Dünya tarihinde din ahlakına ve mukaddesata karşı en sapkın fikirler, insanları özgürlük adı altında isyana ve başkaldırıya sürükleyen akımlar, Fransız düşünürler tarafından üretilmiştir. Avrupa’nın materyalizme ve ateizme kaymasında Fransız düşünürlerin rolü büyük olmuştur. Diderot, Holbach, Voltaire, Albert Camus, Auguste Comte, Jean-Paul Sartre, Rousseau ve Helvetius gibi isimler dinsizliğin yaygınlaşmasında önemli rol oynamışlardır.
Fransa halen Allah inancına karşı tavrı en belirgin ülkeler arasındadır. Tamamen sosyalistlerin kontrolünde olan ülkede halkın da büyük bölümü -yanlış bilgilendirme ve eğitimsizlik sebebiyle- din ahlakına karşı cephe almış durumdadır. Fransa’nın bir diğer özelliği ise ülkemizde devam eden komünist-bölücü teröre verdiği gizli-açık destektir. Yine aynı Fransa, sözde Ermeni soykırımı konusundaki düşmanca tavrı ile de dikkat çekmektedir. Ayrıca dünya masonluğunun merkezinin Fransa’da bulunması da son derece önemlidir.
Filozofları ve onların dünyaya aşıladıkları sapkın fikirleriyle ve -gerçekte boş bir aldanıştan ibaret olan- kültürleriyle övünmeyi çok seven Fransızlar bugünlerde büyük bir şok yaşamaktadırlar. Yaratılış Atlası isimli eserin Fransa’nın en tanınmış simalarına ve tüm eğitim merkezlerine ulaştırılması Fransa’yı en üst düzeyde alarma geçirmiştir.
Bugüne kadar kendi birçok sapkın felsefe ve fikirlerinin karşısında hiçbir görüşü önemsemeyen ve tehlike olarak görmeyen Fransızlar bu kitap karşısında büyük bir şaşkınlık yaşamışlar ve adeta kültür şokuna girmişlerdir. Fransa Milli Eğitim Bakanı konu hakkında bizzat açıklama yapmış, kitabın öğrencilerden uzak tutulması talimatını vermiş ve Fransızlar için sakıncalı gördüğünü ifade etmekten kaçınmamıştır.
Fransa’nın en büyük gazete ve dergilerinde ise konu dehşet dolu ifadelerle yer almıştır. Le Figaro, L’Express, Le Monde ve La Croix gibi yayınlarda konu “deprem”, “hücum”, “bomba etkisi” gibi dehşet ve panik ifade eden başlıklarla yer almıştır. Tüm bu gelişmeler kitabın Fransa’da meydana getirdiği etkiyi ortaya koymaktadır. Çünkü bu kitabın özelliği, Darwinizm’i “hiçbir açık bırakmayacak şekilde” yok etmesi ve cevap verilemez nitelikte olmasıdır.
Oysa sözkonusu olan bir kitap ve bu kitapta ortaya konulan fikir ve belgelerdir. Verilecek bir cevap varsa bunun da belgelerle ve fikri alanda olması gerekmektedir. Ancak Yaratılış Gerçeği’yle ilk kez bu kadar net ve itiraz edilmez şekilde karşılaşan Fransa, -Allah’ın varlığını reddetmek ve materyalist felsefeyi çöküşten korumak uğruna- yüzyıllardır savunduğu özgürlükçü geleneğini bir çırpıda terk etmiş ve bugünlerde Nazi Almanyası’ndan kalma yasakçı ve baskıcı bir kimliğe bürünmüştür. Bakanlık emriyle okullarda bulundurulması yasaklanan bu kitap için Fransızların başvurması beklenen son çare bunları Naziler gibi topluca yakmaktır!
Fikire, fikirle karşılık veremeyenlerin aczini gösteren bu durum, gerçekte materyalizmin çöküşünü müjdelemektedir. Allah’ın izniyle 21. yüzyıl insanlığın altın çağı olacak, din ahlakına karşı olan tüm akımlar, inananlar tarafından fikren bertaraf edilecektir.
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV)’in yaptığı kamuoyu araştırmasına göre ülkemizde “insanı Allah yaratmıştır” diyenlerin oranı % 87.4’tür. Bu durum, yoğun materyalist etki altındaki Avrupa’da geniş yankı uyandırmış, Türk Milleti’nin ezici bir çoğunlukla evrim teorisini reddetmesi, büyük bir merak ve şaşkınlıkla sorgulanmaya başlanmıştır. Ümidimiz odur ki, Avrupa insanı, Türk Milleti vesilesiyle gerçekleri görecek ve din ahlakına yönelecektir.
Darwinizm’in çöküşü örtbas edilemez!
Evrim teorisi, sahte kafatasları, sahte ara fosiller ve sayısız spekülasyonla ayakta tutulmaya çalışılan, ancak yolunun sonuna gelmiş olan bilim dışı bir iddiadır. İki temel konu evrim teorisinin çöküşünü ortaya koymaktadır. Bunlar:
1) Fosiller evrimi reddetmektedir
Darwin, Türlerin Kökeni isimli kitabında fosillerin teorisini desteklemediğini açıkça itiraf etmiş ve şöyle demiştir:
“Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz... Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.” (Charles Darwin, The Origin of Species, 1. baskı, s.172)
Darwin’den bu yana geçen 150 senedir evrim teorisini destekleyecek tek bir fosil bulunmamıştır. Tam tersine, bulunan fosillerin tamamının tam ve eksiksiz canlılara ait olduğu görülmüştür. Gerçekte hiçbir ara fosil yoktur.
Basında geçtiğimiz aylarda yer alan “Lucy’nin Kızı”, “Gogonasus” ve “Tiktaalik Roseae” isimli fosiller de ara fosil özelliği göstermemektedirler. Aynı şekilde Sivas’ta bulunan ve üç toynaklı at diye tanıtılan fosil de bir ara canlıya değil, bugün nesli tükenmiş olan normal bir canlıya aittir. Bu sayılanların hepsi tam ve mükemmel canlılara ait fosillerdir. Bu, bilim adamlarınca gayet iyi bilinen ve ispat edilmiş bir gerçektir.
Evrimcilerin elinde bir tane bile ara fosil bulunmamaktadır. Yerli evrimcilere defalarca çağrıda bulunmamıza, “gelin ara fosil var diyorsanız hiç olmazsa 2-3 tanesini gazete binalarınızda veya merkezi bir yerde sergileyin” dememize rağmen hiçbiri buna yanaşmamıştır. Bu apaçık meydan okumanın karşısında çıt çıkmamasının tek nedeni, ara fosil diye birşeyin bulunmamasıdır. Sadece yerli evrimcilerin değil, dünyadaki evrimcilerin de elinde ara fosil bulunmamaktadır. Bugüne kadar 100 milyona yakın fosil çıkarılmış, bunlardan bazıları arşivlenirken bazıları müzelerde kamuoyuna sergilenmiştir. Ancak bu denli yüksek sayıdaki fosilin arasında bir tane bile ara fosil yoktur. Bunlar ya bildiğimiz, bugün yaşayan canlılara ya da dinozor, mamut gibi nesli tükenmiş canlılara ait olan irili ufaklı fosillerdir. Fosiller evrim iddialarını değil, Yaratılış Gerçeğini göstermektedir.
Ülkemizin pek çok şehrinde gönüllü araştırmacılar tarafından fosil sergileri açılmaktadır. Bu sergilerde yer alan ve canlıların milyonlarca yıldır hiç değişmeden varlıklarını sürdürdüklerini ispat eden “yaşayan fosiller”, materyalist çevrelerde büyük rahatsızlık ve öfke meydana getirmiştir. Bu çevreler taşlaşmış canlıları gördükçe adeta çileden çıkmışlar, öfkeleri ağızlarından taşar olmuştur.
Yerli evrimciler ise ülke çapındaki yenilgilerini tam bir yılgınlık ve çaresizlikle sessizce kabul etmişlerdir. Ara fosil konusunun önemini bile yeni yeni öğrenen yarı cahil bazı evrimciler, içinde bulundukları açmazı yeni yeni fark etmeye başlamışlar ve sessizliğe bürünmüşlerdir.
2) Cansız maddelerden canlılık oluşmaz: Protein çıkmazı
Proteinler hem canlı hücrelerinin yapıtaşlarını oluşturan hem de hücre içinde çok çeşitli görevler üstlenen kompleks moleküllerdir. Bir proteinin tesadüflerle ortaya çıkma ihtimali 10 üzeri 950’de 1’dir. (Bu sayı pratikte “0 ihtimal” anlamına gelir.) Tek bir protein bile kendi kendine oluşmazken, milyonlarca canlı türünün tesadüflerle meydana geldiğini iddia etmek, tam bir materyalist-evrimci hezeyanıdır.
Tam Bir Şoka Giren Fransa ve Yerli Evrimciler, Naziler Gibi Toplu Kitap Yakma Yöntemine Başvuracak mı?
Nazi Almanyas''nda gündeme gelen toplu kitap yakma törenleri, fikirlerin bastırılması ve toplumdan tecrid edilmesi için faşist Nazi kurmaylarınca geliştirilen ilkel bir yöntemdir. Nazilerin toplu kitap yakma törenlerinin ilki 10 May's 1933 tarihinde gerçekleşmiş ve Alman ideolojisine uymayan binlerce kitap, Nazi marşları ve Nazi selamı eşliğinde yakılmıştır.
Fikirlere karşı fikir getiremeyenler her dönemde kitap yasaklama, okurları baskı altına alma ve daha da ileri giderek kitap yakma yöntemlerine başvurmuşlardır. Fransızlar da bugünlerde fikri hiçbir cevap veremedikleri Yaratılış Atlası isimli eseri ne yapacaklarını şaşırmış durumdadır ve tıpkı yerli evrimciler gibi bu kitabı yok etmek için çözüm arayışına girmişlerdir.
Fransızların son çare olarak Eyfel Kulesi’nin olduğu meydanda veya Envalid Meydanı’nda Yaratılış Atlası kitaplarını topluca yakıp yakmayacakları ise merak konusu....
TÜRK MİLLETİ'Nİ
"MAYMUN VE İNSAN ARASI BARBARLAR"
OLARAK TANIMLAYAN YIKICI VE BÖLÜCÜ DARWINİST İDEOLOJİLER,
FİKRİ MÜCADELE İLE SUSTURULMALIDIR!
- Darwinizm’in bilim ve insanlık dışı ırkçı öğretilerinin Batı’da ne kadar itibar gördüğü, İngiltere eski Başbakanı Winston Churchill'in yeni açıklanan özel notlarıyla bir kez daha ortaya çıkmıştır.
- Churchill, Savaş Bakanı olduğu dönemde, İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne hitaben yazdığı bir mektubunda Türk Milleti’ni kastederek "Medeni olamayan barbar kabilelere karşı zehirli gaz kullanabiliriz.” görüşünü dile getirmiştir. Bu Darwinist görüş neticesinde Çanakkale Savaşı’nda Türk ordusuna karşı zehirli gaz kullanıldığı Osmanlı arşivlerindeki belgelerle sabittir.
- Dahası, Churchill’in, dönemin Sömürgeler Bakanı Lord Gladstone’un Türk Milleti ile ilgili “Türkler maymunla insan arası medeniyet yıkıcı barbarlardır... Türkler, insanlığın insan olmayan numuneleridir.’ gibi hezeyanlarına aynen katıldığı bilinmektedir.
- Türk Milleti, dünyaya asırlar boyu nizam ve insanlık dersi vermiştir. Darwinizm kaynaklı, insanlık dışı görüş ve ideolojilerin peşinden gidenler, içinde bulunduğumuz asra -Allah’ın izniyle- Müslüman Türk Milleti’nin yön vereceğine şahit olacaklardır. Türk Milleti, Darwinist oyunları bozacak ve dünya yepyeni bir çağa ayak basacaktır.
Evrim teorisini ortaya atan Charles Darwin, canlıların ve insanların gelişimini yaşam mücadelesi kavramına dayandırmıştır. Ona göre, doğada acımasız bir yaşam mücadelesi, daimi bir çatışma vardır. Darwin, bu çatışmanın insan ırkları arasında da geçerli olduğunu öne sürmüş ve çatışmanın geri ırkları eleyerek medeniyetin gelişmesine katkıda bulunacağını iddia etmiş ve bu hayali tezinde sözde delil olarak Türk Milleti’ni kullanmaya kalkışmıştır. Darwin’in oğlu tarafından derlenen “Chales Darwin’in Hayatı ve Mektupları” isimli kitapta Darwin’in, Türk Milleti hakkındaki sözleri şu şekilde yer almaktadır:
"Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, TÜRKLER TARAFINDAN İŞGAL EDİLDİĞİNDE, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, bugün Avrupa'nın TÜRKLER TARAFINDAN İŞGALİ bize ne kadar gülünç geliyor.
Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde TÜRK BARBARLIĞINA karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, BU TÜR AŞAĞI IRKLARIN çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından ELİMİNE EDİLECEĞİNİ (YOK EDİLECEĞİNİ) görüyorum." (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Vol. I, 1888. New York: D. Appleton and Company, s. 285-286)
Bu satırlarda Türk Milleti için söylenen sözlerin birer hezeyan oldukları, fanatikçe bir nefretin ve Türklük hakkındaki derin bir cehaletin ürünü oldukları açıktır. Darwin'in bu sözlerini detaylı olarak analiz ederek, amacını cümle cümle inceleyelim:
“Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim...”
Darwin burada insanlığın ırklar arasındaki savaş ve mücadele ile geliştiğini öne sürmektedir. Bu, 19. yüzyıl emperyalizminin temel fikri dayanağını teşkil eden koyu ırkçı bir görüştür.
“... Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, ama artık bugün Avrupa'nın Türkler tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor...”
Darwin’in burada Türk Milleti için kullandığı işgal kavramı tarihsel olarak yanlıştır ve aslında Türklere duyduğu kinin bir ifadesidir. Çünkü Türk Milleti Balkan topraklarındaki halklara büyük saygı ve hoşgörü göstermiş, Balkanlar'ın dört bir yanını imar etmiş, kalkındırmış, geliştirmiştir. Bölgede çok sayıda kervansaray, hamam, köprü, cami, kütüphane, aşevi inşa edilmiştir ve bunların üstün bir kültürün ürünü oldukları bugün herkesçe kabul edilmektedir. Darwin’in bu ifadelerdeki amacı ise, Türk Milleti'ni "barbar" bir toplum olarak gösterebilmektir.
“... Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türk Barbarlığına karşı galip gelmişlerdir...”
Darwin Avrupalı ırkları "medeni ırklar" olarak tanımlayarak klasik ırkçı bakış açısını tekrarlamaktadır. Darwin, Türk Milleti'ni açıkça "barbar" olarak nitelemektedir.
“... Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, bu tür AŞAĞI IRKLARIN çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından ELİMİNE EDİLECEĞİNİ (YOK EDİLECEĞİNİ) görüyorum...”
Darwin, en önemli mesajını—ve hezeyanını—bu cümlesinde sergilemektedir. Söyledikleri açıktır: Türk Milleti'nin yakında Avrupalılar tarafından yok edileceğini öne sürmektedir. Bu işi gerçekleştirmesini umduğu Avrupalıları "medenileşmiş yüksek ırklar" olarak tarif etmekte, Türk Milleti'ne de kendince "aşağı ırk" yakıştırması yapmaktadır.
Darwin'in bu sözleri 1888 yılında yayınlandığında, Türk Milleti'ne karşı yürütülmekte olan propaganda savaşına büyük bir destek sağlamış, Türk düşmanları Darwin'in hezeyanlarından güç bulmuşlardır.
Darwin'in Türk düşmanlığına sağladığı bu desteğin etkisinin, günümüzde, neo-Nazi ve faşist grupların yurt dışında yaşayan soydaşlarımıza yaptıkları insanlık dışı eylemlerle sürmekte olduğu görülmektedir.
Bu gerçek, 19. yüzyılda emperyalizm tarafından körüklenen, o zamandan bu yana da çeşitli çevreler tarafından ısrarla ayakta tutulan "Türk düşmanlığı" akımının ardında, Darwinizm'in önemli bir yeri olduğunu göstermektedir. Bugün Türk Milleti’ni, Avrupa Topluluğu’na layık görmeyen köhne zihniyet ise aynı Darwinist temellerin bir devamı niteliğindedir.
EMPERYALİZMİN EN ETKİN SİLAHI: DARWINİZM
Darwinizm, dünya emperyalizminin kullandığı bir silahtır. Emperyalist ülkeler, işgal etmek ve boyunduruk altına almak istedikleri ülkelerde “5. kol faaliyeti” olarak manevi gücü kırmaya çaba harcarlar. Bu faaliyette Darwinizm başrolü oynar. Çünkü Darwinist öğretileri benimseyen toplumlar, emperyalist devletlerin kolayca hakimiyetine girerler.
Osmanlı, son döneminde okullara sokulan Darwinist fikirler neticesinde kimliğini kaybetmiştir. Toplumu birarada tutan manevi değerlerden yoksun bir yönetici kadrosu ile de çöküşe gitmiştir.
Emperyalistler Darwinist öğretileri, “toplumları kamplara ayırıp çatıştırmak” için kullanırlar. Dünyanın pek çok ülkesindeki faşist-komünist kamplaşmaları, “çatışmanın doğanın sözde bir yasası olduğunu” iddia eden Darwinist telkinlerin ürünüdür. Bu telkinler, gelişme ve ilerlemenin şartıymış gibi gösterilmektedir. Milyonlarca insanın hayatına mal olan, Darwinizm'in "yaşamın sözde bir mücadele alanı" olduğu, "ilerlemenin çatışmayla" gerçekleşeceği yalanları, emperyalizmi de güçlendirmektedir.
Darwinist yöntemlerle maneviyattan uzaklaştırılarak kutuplara ayrılan ve güçsüz hale getirilen Müslüman ülkelerin, emperyalist güçlerin güdümüne girmeleri de kaçınılmazdır. Nitekim Sovyetler Birliği döneminde Müslüman Türk devletlerinin uzun yıllar Darwinist-Komünist esaretin altında kaldığı gerçeği de unutulmamalıdır.
Vahşi Kapitalizm, Komünizm ve Faşizmin “görünmez gizli gücü” Masonlar ise, ideolojilerini destekleyen Darwinizm’i, kendi yayınlarında şöyle savunurlar:
“Bugün, artık en uygar ülkelerden, en geri kalmışlarına kadar tek geçerli bilimsel kuram Darwin'in ve onun yolunu izleyenlerinkidir.” (Mimar Sinan 1980, sayı: 38 , s. 18 )
Bilimsel ve Akılcı Fikri Mücadele Darwinist-Komünist Terörü Yok Edecektir
- Bugün okullarda Darwinist-materyalist eğitim mecburi olarak veriliyorsa komünist-Darwinist terör de mecburi olarak oluşur.
- 1971-1980 yılları arasında, komünist terör Türkiye’yi teslim almak üzereyken son anda müdahale ile vatanımız kurtarılmıştır. Ancak bugün de Darwinist-komünist bir ayaklanma adım adım Türkiye’yi sarmaktadır.
- Güneydoğu bölgemizi merkez üssü seçen sözkonusu komünist ayaklanmanın asıl hedefi bütün Türkiye’dir. Bir sonraki aşama ise bütün Ortadoğu’dur.
- İyi takip, iyi yakalama, iyi yargı, iyi infaz çözüm değildir. Terörün lojistik ve gelir kaynaklarını kesme gayretleri ve sınır ötesi operasyonlar, net sonuca götürecek yöntemler değildir.
- Komünist-bölücü teröristi dağdan indirmek, onu komünist propagandaya ve ayaklanma organizasyonuna davet etmek demektir. Bu ise büyük bir gaflettir.
- Siyasi, pişkin, hamasi nutuklar ise terörü besler ve biler.
- Komünizme karşı en etkili yöntem fikri mücadeledir. Bu da ancak anti-Darwinist, anti-materyalist ilmi çalışma ile olur. Bu şekilde yapılacak mücadele bataklığın kurutulmasını sağlar.