Tarih: 23 Eylül 2006, 13:43 Mesaj konusu: Evrimde dev keşif
Beş yıl önce bulunan bir bebek fosilinin ilk insansıya (maymun insan) ait olduğu keşfedildi. 'Selam' adı verilen bebeğin gövdesinin altı insana, üstü maymuna benziyor
Paleontologlar, modern insanın uzak akrabası olan ilk insansıya (maymun insan) ait bir bebek fosili keşfetti. Etiyopya'nın Dikaka bölgesindeki kazılarda 2000'de bulunan fosilin, 5 yıldır devam eden incelemesi sonucu, iskelet kemiklerinin 3 yaşında ölen bir kıza ait olduğu anlaşıldı. Keşfi yapan Leipzig'deki Max Planck Enstitüsü uzmanları, bebeğe "Selam" (Barış) adını verdi.
Selam'ın keşfiyle insan soyağacında yer aldığı öne sürülen "Australopithecus afarensis" adlı tür hakkında ve dolayısıyla insanın evrim süreciyle ilgili yeni bilgilerin ortaya çıkarılması umut ediliyor.
Primat ailesinin bir üyesi
4 milyon yıl önce Afrika'da yaşadığı tahmin edilen A. afarensis'in tıpkı insanlar gibi 5-7 milyon yıl önce maymunlardan ayrılan primat ailesinden olduğu sanılıyor. A. afarensis'in 200 bin yıl önce tarih sahnesine çıkan insanla aynı anatomik özellikleri sahip olduğu belirtiliyor. En ünlü insansı 1974'teki kazılarda yine Etiyopya'da bulunan 3.2 milyon yıllık Lucy adlı fosildi. Selam'ın Lucy'den 150 bin yıl daha yaşlı olduğu hesaplandı.
Atalarımız neye benziyordu?
Selam'ın büyük bir olasılıkla yakındaki Awash Nehri'nin kabarması ve ani bastıran bir sel sonucunda boğularak öldüğü tahmin ediliyor.
Paleontologlardan oluşan ekibin başkanı Zeresenay Alemseged, "Artık modern insanın erken atalarının çocuklarının neye benzediğine dair net bir resim elde edebileceğiz" dedi.
Üstü maymuna yakın
Selam'ın ortaya çıkarılan kemikleri bu türün iki ayağı üzerinde yürüyüp yürümediği ve maymunlar gibi üstün ağaca tırmanma becerisinin olup olmadığı sorularına yanıt getirecek.
Ancak ilk incelemeler bu soruna net cevap getirmedi. Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü'nden Fred Spoor, Selam'ın iskelet yapısına bakılırsa iki ayağı üzerinde yürüdüğünü ancak ağaca tırmanabilecek parmak yapısına da sahip olduğunu söyledi. Spoor, Selam'ın alt gövde yapısının insana daha çok benzediğini, üst kısmının maymuna yakın olduğunu belirtti.
Bilim adamları, iskelet hakkındaki tüm sorulara cevap bulunsa bile küçük bir kafatasına sahip bu maymun insan türüyle büyük bir beyne sahip Homo Sapiens arasındaki genetik zincirin sırrının çok da fazla çözülemeyeceğini belirtiyor.
Selam'ın özellikleri
Bilim adamlarının çoğu Selam'ın 2 ayağı üzerinde dik durarak yürüdüğüne kanaat getirdi. Ancak Selam'ın tırmanma yeteneği konusunda fikir birliği oluşmadı. İşte tartışmayı alevlendiren bulgular:
1. Kürek kemikleri insandan çok gorilinkine benziyor.
2. Boynu, büyük maymunlardaki gibi kısa ve kalın. Oysa insan boynu, koşarken rahat bir duruş sağlayabilmesi için daha esnek.
3. İçkulaktaki denge organı maymun organına yakın.
4. El parmakları çok kıvrık. Bu, tırmanma yeteneğini gösteriyor.
5. Dil kemiği şempanzeninkine benziyor. Şempanzeler gibi ses çıkardığı tahmin ediliyor.
Fosillere bakılarak bebeğin volkanik bir arazide, geniş çayırlar ve ormanların olduğu bir bölgede yaşadığı tahmin ediliyor. Selam'ın yaşam alanında suaygırları, timsahlar, zürafalar, gergedan, antilop ve büyük kemirgenler yaşıyordu.
Bulunan kemikler
1. Bütün halinde kafatası.
2. Alt çene.
3. Omurlar.
4. Kol ve bacak kemikleri.
5. Kürek kemiği.
6. Sağ dirsek.
7. Elinin bir bölümü.
8. İki dizkapağı, incik ve uylukkemikleri.
9. Tam bir ayak kemiği.
Kayıt: 19 Eylül 2006
Mesajlar: 4861
Nerden: Ankara
Tarih: 23 Eylül 2006, 13:47 Mesaj konusu:
ilk insan : MAYMUN......
yav hala mı.......
Kuran ı Kerim bas bas HZ. Adem diye bağırırken ve bu bilgiyi asırlardır bizlere ulaştırırken hala mı ......
vay devrimci hokkabazlar vayy...
inanmayın Arkadaşlar...
Kuranı Kerimde bir ayette cenabı Mevla insanları halifesi olarak yeryüzüne gönderdiği ve onu ruh ile beraber akıl ile şereflendirdiği yazıyor..
Uydurmaca bunlar. İlk insanın maymun olduğu gibi bir malumat kesinlikle söz konusu değil....
1949'da ise British Museum'un paleontoloji bölümünden Kenneth Oakley yeni bir yaş belirleme metodu olan "flor testi" metodunu, eski bazı fosiller üzerinde denemek istedi. Bu yöntemle, Piltdown Adamı fosili üzerinde de bir deneme yapıldı. Sonuç çok şaşırtıcıydı. Yapılan testte Piltdown Adamı'nın çene kemiğinin hiç flor içermediği anlaşıldı. Bu, çene kemiğinin toprağın altında birkaç yıldan fazla kalmadığını gösteriyordu. Az miktarda flor içeren kafatası ise sadece birkaç bin yıllık olmalıydı. Flor metoduna dayanılarak yapılan sonraki kronolojik araştırmalar, kafatasının ancak birkaç bin yıllık olduğunu ortaya çıkardı. Çene kemiğindeki dişlerin ise suni olarak aşındırıldığı, fosillerin yanında bulunan ilkel araçların ise çelik aletlerle yontulmuş adi birer taklit olduğu anlaşıldı.3 Weiner'in yaptığı detaylı analizlerle bu sahtekarlık 1953 yılında kesin olarak ortaya çıkarıldı. Kafatası 500 yıl yaşında bir insana, çene kemiği de yeni ölmüş bir orangutana aitti! Dişler, insana ait olduğu izlenimini vermek için sonradan özel olarak eklenmiş ve sıralanmış, eklem yerleri de törpülenmişti. Daha sonra da bütün parçalar, eski görünmeleri için potasyum-dikromat ile lekelendirilmişti. Bu lekeler, kemikler aside batırıldığında kayboluyordu. Sahtekarlığı ortaya çıkaran ekipten Le Gros Clark "dişler üzerinde yıpranma izlenimini vermek için, yapay olarak oynanmış olduğu o kadar açık ki, nasıl olur da bu izler dikkatten kaçmış olabilir?" diyerek şaşkınlığını gizleyemiyordu.4 Tüm bunların üzerine "Piltdown Adamı", 40 yılı aşkın bir süredir sergilenmekte olduğu British Museum'dan alelacele çıkarıldı.
Yaratılışı sadece akla güvenerek çözmek isteyenler de çıktı. Hem de büyük bir gürültü ile. Ama sonuç ne oldu? Sonunda "Çıkmaz yol"a girdiler. İnsanın, bir takım hayvanların evrimiyle ve tesadüfen ortaya çıktığını iddia eder oldular ve bu düşünce günümüzde bir doktrin, bir felsefe şeklini aldı. "Evrim felsefesi" olarak kendisine bir hayli taraftar da buldu. Bu felsefenin bazı ateşli taraftarları, işi daha da ileri götürdüler. Öyle ki, evrim bunların elinde bir inanç sistemi haline geldi. Evrime inanmayan aydınlar, bu ilim çevrelerince aforoz edildiler. Orta çağda mı? Hayır! Yirminci yüzyılda.
Şunu hemen ifade edelim ki, evrimciler yaratılışı değil, evrimi kabul ederler. Onlara göre; tek hücre zamanla değişikliğe uğrayarak günümüzdeki milyonlarca çeşit canlı hasıl oldu. Tabii insan da bunlar arasındaydı ve bu değişiklikten o da nasibini aldı.
Bu değişiklikler nasıl oldu? Bunu kim yaptı? Evrimcilere göre bu soruların cevabı gayet basittir. Bu farklılaşma onlara göre; tesadüfen olmuştur. Bu durumun ise çok uzun zamanda cereyan ettiğini söylerler. Mesela; ne kadar zamanda? Bu zaman öyle bir süredir ki, tetkiki mümkün değildir. Faraza, iddia ettikleri değişikliğin, ileri sürdükleri zamanda cereyan etmediğini ortaya koysanız, evrimci sizi başka geçmişlere havale eder.
İnsanın sorası geliyor. Madem evrim için geçiş formu gereklidir. Bu geçiş formları da bulunamamıştır. O halde niçin evrimi müdafaa ediyorsunuz?
Evrimcilerin bu şekildeki itirafları daha da çoğaltılabilir. Ama dikkat edilirse görülecektir ki, iddia ettikleri evrim fikrini destekleyen hiç bir delil yoktur. O halde niçin bu görüşlerinde ısrarlıdırlar? Tek cümle ile; bir Yaratıcıyı kabul etmemek için.
Evrimcilerin temel felsefesini şöyle özetlemek mümkündür: Sanat var, fakat sanatkar yok. Eser var, usta yok. Kitap var, fakat bunu yazan yoktur