Türkiye Forum Arşivler Ana Sayfa


Google


Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili


Orjinal başlığa gitmek için tıklayın
Sayfa 1, 2  Sonraki
 
       Türkiye Forum Arşivler Ana Sayfa -> İslam Dünyası
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
commando



Kayıt: 14 Nisan 2005
Mesajlar: 2133

Tarih: 08 Nisan 2006, 10:28    Mesaj konusu: Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili  


Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili

Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.

Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.

Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.

O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler.(1)

Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.

Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini aldılar.

Ertesi gün Yahudiye vardılar:
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi.
Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi, "Beni ona götürün" dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,

"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler.

Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.

"Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi.(2)

Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..

Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver."

Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.(3)

Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:

"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük."

Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:

"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belürdi gelmedin"

Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.

Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.

Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(5)

Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.

Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.

Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.

Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.

Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.

Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(6)

İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.

Kaynaklar:
(1)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:60.
(2)A.g.e, 1:162-163.
(3)Taberî Tarihi, 2:125; İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
(4)A.g.e., 1:102.
(5)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
(6)Bediüzzaman, Mektûbat,s:161,162.


Mehmet Paksu

Başa dön  
commando



Kayıt: 14 Nisan 2005
Mesajlar: 2133

Tarih: 08 Nisan 2006, 10:33    Mesaj konusu:  

İş, güç, yalnızlık,güneşzilik ve günsüzlük...
Yeni yazının başlığı böylemi olsa acaba.
Yada yazı yazamasam.
Köşe yazarlarının, entelektüellerin, düşünürlerin, gazetecilerin dönüp
dolaştıkları yerleri bugün aklımdan geçirmesem diyorum.
Bugün akımların etkisi altında kalmayıp, irademin ve bedenimin secde ettiği
Allah’ın Habibi için toplasam kalemlerimi ve birleştirsem.
Bütün akılların birleşip onun kullandığı bir bağların derinliğine
erişemeyeceklerini bilerek bütün kalemlerimi toplasam ve çok bilmişliğimi,
artristik kelimelerimi, felsefik tartışmaların ateşlediği nefsimi, dağ kılmak
yerine dağlasam bugün...

Peygambere bir mektup yazsam...
Ellerim hiç bu kadar titrememişti efendim.
Kütüphanedeki hiçbir kitabı tanımıyorum seni düşününce, kitaplarıma kaldığım
yerden devam edemiyorum.
Fikri tartışmalarda savunacağım düşünceleri bile savunamıyorum.
Sonu izmle biten düşüncelerin yozluğunu umursamıyorum.
Kesip biçenlere, atıp tutanlara, entelektüel dergahın içinde, tanrı kabul
ettikleri bilimin savrukluğuna aldırmıyorum.
Sen olsaydın diyorum, tartşılmazdı kavramlar, uzlaşırdık her konuda...
Demogoji yaparak kutsanan beyinlerce, iteklenen herşey biterdi.
İlmini alır haddimizi bilirdik.
Azıcık susardık, sen olsaydın burnumuzun dikine gitmezdik.
Aklımıza esen havayla, ağzımıza geleni söylemezdik. Sen olsaydın, kendimizin bir
karşılığı olurdu.
Sen olsaydın bildiğimizi bilirdik.
En çok satan kitapları okuyarak, kendimizi bir bilen ilan etmezdik.
Kelimeleri israf etmezdik, matematiği kutsamazdık.
Dar düşünüp çıkar yol bulamamaktan yakınmazdık.
Her el sıkıştığımız düşünce karşısında, benliğimizin sömürülmesine izin
vermezdik.
Dilimizi başkalarının diline çevirmezdik.
Sen olsaydın şiir yazılmazdı ve köşe yazılarının kapanırdı köşeleri.
Fizik yasalarını mutlak aklın yarasaları haline dönüştürenlerin,kesilirdi
dönüşümleri.
Sırf konuşmak olsun diye, harf sırasına göre boşluğa düşmezdik.
Sen değdiğinde bize biz sana değen olurduk ve sana erişirdik, sen bizleri
ertelemezdin,
sana danışan ümmetini geri çevirmezdin.
Açıklardın, anlatırdın, aklımıza su serper bizleri endişe tuzağına düşüren
düşünce sahiplerine kendini siper ederdin.
Sen olsaydın Uhudu, Bediri, Hudeybiyeyi yaşardık.
Ve bütün bunlar karşısında, kimse bize hikaye anlatmazdı.
Akılcıların, çoğulcuların, liberallerin, demokratların, milliyetçilerin,
sosyalistlerin kelimeleri silinirdi kendi akıllarından.
Yabancı düşünürlerin, epikilüstlerin, stoisyenlerin, hedonistlerin
söyledikleriyle fikir hamallığı yapmazdık, sen olsaydın sana yaslanırdı
akıllarımız ve seni bilirdik sadece.
Sen olsaydın bozguna uğramakla yenilmek arasındaki çizgiyi hatırlar ve
yenilgiyle sonlanan fikri mücadelemizi bile hayra yorar bize Uhudu
hatırlatırdın.
Şimdi ellerim titriyor efendim o çok bildiğim sandığım bütün bilimler kırışıyor
senin bir zerre ilmin karşısında.
Şimdi aklın sarsılıyor efendim, düşüncelerim susmakta, sana ve senin kullandığın
küçük bir virgülü bile fikrinin bağrına basıyor ve bastıkça parçalanıyor, dahada
küçük parçalara ayrılıyor dünyanın atomları.
Şimdi sadece sen olsaydın, ve bizde sadece sussaydık. Konu sıkıntısı çeken dar
beyinlerin sana koştuğunu görseydik, bilimlerini ilminle kıyaslayanların susup
seni dinlediklerini görebilseydik.
Ve seni bize gönderen Allah a seninle şükretseydik,.
Şimdi sen olsaydın, dili tutulurdu dünyanın, eli ayağı birbirine dolaşırdı
denklemlerin, parabollerin...
Şimdi sen olsaydın sadece sen olurdu kainat...

Fani dünyamıza şeref verdin, onu anlamlandırdın, doğrusu sana doyamadık efendim.
Seni sevdik ve her zaman özlemini büyüttük yüreğimizde, seni sevmeyi ve
özlemeyide ibadet bildik, seni hiçbir zaman unutmayacağız.
Efendim taptaze bir haberdir gelişin, iyiki geldin, hoş geldin.
Kutlu doğumunun yıldönümünde seni rahmetle , minnetle anıyoruz.
umutfm.com
Başa dön  
dJ4



Kayıt: 24 Haziran 2003
Mesajlar: 4044
Nerden: Real World

Tarih: 08 Nisan 2006, 10:47    Mesaj konusu:  

Hocam şuan ki ortam o cehalet dönemine ne kadar benzemeye başladı, umarım bu mübarek gecelerin hatrına artık İslam Aleminin o güzel saadet günlerine geri dönmesini Allah'tan niyaz ediyorum.
Başa dön  
grace



Kayıt: 13 Şubat 2006
Mesajlar: 3675

Tarih: 08 Nisan 2006, 11:46    Mesaj konusu:  

'Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik'
Enbiya Suresi 107. ayet
'Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanaların çoğu bunu bilmezler'
Sebe Suresi 28. ayet
Allahın salat ve selamı o mübarek Resulunün üstüne olsun.
Başa dön  
Ninni
Misafir





Tarih: 08 Nisan 2006, 14:02    Mesaj konusu:  

kandil diye birşey yokmu?? gerekli açıklaması nedir peki öyleyse?
Başa dön  
Ninni
Misafir





Tarih: 08 Nisan 2006, 14:11    Mesaj konusu:  

bu konunun yorumunu birde comandodan okumayı tercih ederim.. bakalım doğruluk payları neler. bir karşılaştırma yapma imkanımız olur. benim pek aklıma yatmadı çünkü bazı şeyler.. kandillerin islamda yeri var mı yokmu iyice bir öğreniriz.
Başa dön  
grace
Misafir


Kayıt: 13 Şubat 2006
Mesajlar: 3675

Tarih: 08 Nisan 2006, 20:07    Mesaj konusu:  

fatihokudu demiş ki: bizde KUTSAL GÜN yoktur .sadece SAYGI İSTEYEN günlerimiz vardır...

bugünleri resmen,günah çıkarma günü olarak kendilerine seçenler yanılgı içindedirler.

islam'dada kandil diye de birşey yoktur.

Düşüncelerinde kendine göre haklı olabilirsin, ama burada kandillerin var olup olmadığı tartışılmıyor, sadece bu özel günlerin varlığına inananlar kendilerince bunu paylaşıyor, kutluyor bunu...Biraz kaba bir ifade olacak ama, yanılgı içinde olduğumuza karar verme yetkisinin sana ait olmadığını düşünüyorum. Buna karşıysan burada tartışma ortamı yaratmana gerek yok, bir başka başlık olabilir bunun yeri, ama burası değil..
Başa dön  
Sonsuz_Nur
Misafir


Kayıt: 22 Ağustos 2005
Mesajlar: 410

Tarih: 08 Nisan 2006, 21:09    Mesaj konusu:  

Bu kutlu doğum günü tartışılmazki özel ve güzel bir gündür.

Çünkü; doğan zat Efendim s.a.v. yani Allah ın Habibi, mübarek ve Allah ın seçtiği güllerin efendisinin s.a.v. in '' Anam babam sana feda olsun '' doğum günüdür. sıradan bir gün olabilme şansı varmıdır ki?


Hz.Allah cc. niyazim şudur ki ;

Yarabbi affetmek için vesileler kılanda sensin bu kutlu doğum gününü vesilesiyle yaşamakta olduğumuz dünyadaki kaos u gider, insanlığa yardım et, gaflet içinde olanlara hidayet ver.

Yarabbi, senki affeden, bağışlayansın bizleri ümmeti Muhammed i bağışla bizlerki, sana layik bir kul, Habibine Hz. Muhammed s.a.v. e hakiki bir ümmet olamadık.

Yarabbi, dini İslam'a yapılan, müslüman kardeşlerimize yapılan ve güçsüz insanlara yapılan zulmü durdur.

Herşeyi ilmiyle kuşatan Rabbım dua edin duanıza icabet edeyim diyensin bu günahkar dilimle , bu günahkar kalbimle ve binbir pisliğe bulaşmış ellerimi sana açtım duamı kabul eyle...

AMİN AMİN AMİN


Başa dön  
dJ4
Misafir


Kayıt: 24 Haziran 2003
Mesajlar: 4044
Nerden: Real World

Tarih: 09 Nisan 2006, 22:07    Mesaj konusu:  

Günah çıkarma kavramıyla karıştırmayın. Bu günler tövbe için bir vesile olarak kabul edilebilir. Tövbe etmek demek bir daha yapmamaya söz vermektir en basitinden. Bir daha yaptıktan sonra tövbe etmenin anlamı yoktur ve günahtır. Dolayısıyla bu gece affedilmek için dua etip öteki günler aynı şeyleri yapmaya devam eden insan kesinlikle yanlıştadır.

Mesela bir insan sigarayı bırakmak için kendine söz verir ve birdaha nasıl içmiyorsa, bir günahta olan insanın tövbe edip birdaha yapmamasıda buna benzetilebilir. Zaten her halukarda bu bir yanlıştan dönüştür.
Başa dön  
CUMA
Misafir


Kayıt: 09 Nisan 2006
Mesajlar: 5

Tarih: 09 Nisan 2006, 23:29    Mesaj konusu:  

Bazı kimseleri Müslümanların bir araya toplanarak Allah'ı zikretmeleri nedense rahatsız etmektedir.Mevlit kandilinde veya başka gün ve gecelerde insanların toplanıp Allah'ı anmaları tesbih ve ibadet etmelerinin neresi kötü.Diyelim ki bu geceleri kutlamak asrı saadette ve Peygamber efendimiz zamanında yoktu.Orada olmaması bugün bu gecelerin ihya edilmesi için engelmidir.Bundan rahatsızlık duymak bir müslümana yakışırmı.Sonuçta bu gecelerde müslümanlar bir araya toplanıp Allah'ı anmakta ve ona ibadet etmekteler.Bida-i hasenedir.Bu gecelerin ihya edilmesi müslüman gençleri motive etmekte ve şevk vermektedir.Peygamber efendimiz zamanında yolculuklar deve üzerinde yapılırdı.Bu mantıkla arabalara binmekte bidattır dersek doğru olurmu.Hele bu geceleri ihya edenler için günah çıkarma gibi çirkin bir yafta vurulması insafsızlıktan öte art niyetliliktir.Ben Müslümanım diyen kişilerin destek yerine köstek olmalarını anlamak mümkün değildir.İbadet ve tesbih etmenin neresi Kuran ve İslama aykırı demezler mi insana.
Başa dön  
Google
 
       Türkiye Forum Arşivler Ana Sayfa -> İslam Dünyası Sayfa 1, 2  Sonraki
1. sayfa (Toplam 2 sayfa)



Powered by phpBB Search Engine Indexer
Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group :: FI Theme
:: Tüm saatler GMT +2 Saat

  
eXTReMe Tracker