Kaçıncı unutuşum bu seni..
Ne kadar yığılmış, üst üste yalnızlığım, taşlaşmış sanki..
Kış günü, yazdan kalan, soğuk bir güneş gibi,
Son can çekişmeleri kalbimin..
Eriyişini düşün mumun
Nasıl canını yakar, düşen damlalar..
Çünkü sıcaktır, içinden gelir ateşin
Gözyaşlarım da aynı eritiyor kalbimi
Her parçası yakarak düşüyor
Çünkü sıcak ve içinden geliyor ateşin
Yüreğimden çıkıp, yüreğimi yakıyor yeniden..
Nasıl da kendi kendini bitiren bir süreklilik değil mi?
İşte beni attığın çaresizlik.
Çözüm ne bilmiyorum,
Belki de durması kalbimin..
Tabi ya, yanmasını durdurmak için, kendinin durması..
Ama bilmem yeniden yapabilir misin,
Söndürsen de mumu,
Eriyen parçalarından yenisini.
Ben çoktan vazgeçtim toparlanmaktan,
Sen büsbütün devam edebilirsin yoluna..
Bir akşamı atlamadan yazabilirim
Bir tas su içer gibi
Kendi sevgilerimize vurgunluğumuzdan
Yıldırım düşer suya, buharlaşır özlemin
Esmeriyle gelir, yağmuruyla gelir
-Bütün akşamlar biraz da yağmurdur zaten-
Yaprağında titreşen canıyla gelir
Güneşsiz, bulutsuz bir gökyüzü kalsa da
Hasta yatağına saplanmış uyku gibi
Bir akşam çıkarırım sancılarımdan
Dağlarda çoban yalnızlığıyla
Kum saati boşalır, kum saati benden önce
Gün olur yankı verir sesime
Gün olur çıkarsız sevdalarımdan
Bir can kalmış, bir can az yakınmadığım
Akşamı zamanında taşımadıkça.
Belki yüzünü bile hatırlamasan da
Düşünüp varlığını anımasamak üzer insanı..
Biryerlerde senden uzakta da yaşıyor olsa..
Onu görebilme ihtimali kaçırır yollardan bakışlarını..
Varsın olmasın... varsın kalbi başkasına atsın..
Kimse sevmenin hesabını soramaz insana..
Kimse bi açıklama beklemez sevenden..
Seven seviyordur zaten, bir sebebi olmasada..
Hayal gibi, bir gece görme umuduyla yaşarsın..
Nefes gibi, sen istemesende kalbine alırsın..
Bir an gibi.. nerden geldiğini anlamazsın..
ÖLüm gibi.. Ecel gibi.. azrail gibi..
YakaLanıcağını bilsende hiç durmadan kaçarsın......
Avucunun içi olmak istiyorum...
Elinin alt yüzünde saklı kalan,
O sıcacık cennet olmak istiyorum...
Ama asla avucunun içinde değil...
Avucunun içinde olursam düşürür ya da unutursun belki de bir yerde beni...
Oysa ben o sıcacık cennette ölene kadar kalmak istiyorum...
*alıntı
Geçiyordu..
Bize kalan yırtmak, koparmaktı, yapraklarını zamanın...
umursuyor muyduk, umrumuzda mıydı hayat;
gelmek, gitmek, gün, gece, çiçek, iş, aş, su;
akıp gidiyordu işte...
yaşıyorduk .. öylesine
evimize, masamıza, tabağımıza tek rakamlar hakim olmuştu.
ateşimiz sönmüş, son perdeyi çekmiştik gözlerimize, umutlarımıza..
gülmeler yarım, ağlamalar yarım..
bitecek bu yarım hayat diyorduk,
çalacak bir gün beklediğimiz zil ...
çıkacağız hayatımzın baharına,
sevineceğiz doyasıya, belki ağlayacağız hıçkıra hıçkıra..
güldük mü içimiz gülecek, tad alacak, şükredeceğiz..
çakmak çakmak olacaktı gözlerimiz...
hayal bu ya..
yarımdı işte, bir yanımız, en can yakan yanımız..
bu yaşamın, bu yanlızlığın, bu yarım kalmışlığın..
O 'ydu adı..
hepimizde olan, bir O...
çıkartsak dedik alfabeden.. kelimeler eksik kaldı..
hayatımıza engel tek harfti..
ne O'nla, ne de O'nsuz ..
yaşayamadık..
Kendimize duyduğumuz güven, başkalarının hayranlığı,
Bizi birşey olduğumuza ikna ediyor, sinsice,
Türümüzün ortak seviyesini aştığımıza inanıyoruz.
Oysa mezar, boşa çıkarıyor pürüzsüz övgüleri
Ve tıpkı bir dostun acı söylemesi gibi,
Ne olduğumuzla yüzleştiriyor bizi.